Hak davalar keyfiyetli insanların çabalarıyla yükselir ve yayılır. Keyfiyetli ama sayıca az olan bu seçkin insanların da kaderi yalnızlıktır. Anlayanları, destekçileri, hep azdır. Hayatlarından çok mematlarından(ölümlerinden) sonra anlayanları destekçileri çok olur. Hayatta beraber olanlar işin aslına vakıf olur, hak rızasına ermiş olur, vazifelerini tamamlamış olur; geç anlayanlara da ancak ah-vah etmek kalır.
Bir önceki makalemizde Ashab-ı Kehf den bahsederken onların sadece bir avuç inanan geçlerden oluşan küçük bir topluluk olduklarını dile getirmiştik. Ashab-ı Kehf’in, Kral Dakyanus’un zamanında onun ilahlığına ve zulmüne başkaldıran bir tavır sergilediklerini, bu sayede Yüce Allah’ın da onları 300 sene bir zaman uyutarak hem kralın zulmünden hem de çevrenin zararlı etkisinden koruduğunu yazmıştık.
Bu konuda çok söylenecek söz çok yazılacak yazı var aslında. Bu sebeple birkaç kelam daha etmek istedim. Yine onların hikmetli yaşamından alınacak dersler çıkarmakta fayda gördüm.
Bakınız değerli okurlarım, dünya üzerinde küfrün ve zulmün en şiddetli olduğu bir zamanda, fetret dönemi dediğimiz (iki peygamber arasındaki dönemde) Ashab-ı Kehf, bir avuç insan topluluğudur. Zalimler sayı ve güç olarak onlarla kıyas dahi edilemeyecek derecede çoktur. Ama Ashab-ı Kehf öyle bir iman dercesine kavuşmuş ki ancak Allah’tan korkan ve Allah’a itaat eden bir imana sahip, kimseye eyvallah etmiyorlar.
Düşmanın sayısı ve gücü onları iman davasından asla caydırmıyor. Allah’ın yardımı ile bir mağaraya sığınmakla sadece saklandıklarını, geri çekildiklerini anlarsak, büyük yanılgıya düşeriz.
Yüce Allah burada çok farklı bir rahmet tecellisi yaratıyor. Onlar mağarada 300 sene uyurken, onların iman mücadelesi dilden dile, kuşaktan kuşağa anlatılıyor, aktarılıyor. Toplumda onlara hayran olanlar artıyor, onlar gibi iman etmek isteyenler çoğalıyor. Öyle bir tecelli oluşuyor ki o ülkeyi yöneten kişi ve mahiyetinde yaşayan halk dahi kendileri gibi iman ehli kişilerden oluşuyor. Yani maksat hâsıl oluyor.
Zaman zaman haksız kişilerin toplumdaki güç ve saylarının çokluğu, o toplumdaki haklı ve doğu kişileri umutsuzluğa sevk edebiliyor. Bu bir iman zafiyetidir. Ashab-Kehf olayından ders alacak olursak; iş hiç de öyle değildir. Zalimin üstünlüğü ve gücü geçicidir. Zafer, güç ve kudret sahibi olan Allah’a ve ona gerçekten inananlara aittir. Vesselam…
Uğur Kepekçi
10 Nisan 2018