Ateşkesi nasıl okumalıyız?

Gerek ABD gerek İsrail gerekse de İran kendi açısından savaşı kazandıklarından bahsededursun biz size olayı birkaç açıdan ele alarak farklı bir değerlendirme yapmak istiyoruz. Makalemizde birkaç sorunun da cevabını aramaya çalışacağız.

Kazanan Kim? İrade mi, Güç mü? Bu savaş emperyalist güçlere karşı dünyada bir uyanış ruhunu tetikleyebilir mi?

ABD ile İran arasında varılan ateşkes, yalnızca iki ülke arasında silahların susması değildir; bu gelişme, aynı zamanda küresel güç dengelerinin yeniden sorgulanmasına yol açan tarihi bir dönüm noktasıdır. Çünkü bu savaş, bir kez daha göstermiştir ki teknolojik üstünlük, ekonomik yaptırımlar ve askeri baskılar, millet iradesiyle bütünleşmiş bir inancı teslim almaya yetmemektedir.

İran’ın bu süreçte sergilediği direnç, klasik güç anlayışını boşa çıkaran önemli bir örnektir. Yıllardır ambargolarla kuşatılan, ekonomik baskı altında tutulan bir ülkenin geri adım atmaması, yalnızca askeri kapasitesiyle açıklanamaz. Bunun arkasında halk desteği, milli bilinç ve inanç temelli bir toplumsal dayanıklılık vardır. Bu yüzden ateşkes masasına oturulmuşsa, bu İran’ın teslim olduğu anlamına değil; küresel gücün istediği sonucu alamadığı anlamına gelir.

Bu tabloyu en doğru okuyan siyasi yaklaşım ise Bağımsız Türkiye Partisi’nin yıllardır savunduğu fikri zemindir. BTP’nin ortaya koyduğu yaklaşım şudur: Emperyalist sistem, ancak millet iradesiyle ve bağımsız ekonomi politikalarıyla dengelenebilir. Siyasi bağımsızlığın temeli ekonomik bağımsızlıktır; ekonomik bağımsızlık ise dış borca, dolara ve küresel finans merkezlerine mahkûm olmayan bir model gerektirir.

Tam burada merhum Haydar Baş’ın ortaya koyduğu Milli Ekonomi Modeli (MEM), bugünkü gelişmeler ışığında daha da anlam kazanmaktadır. Haydar Baş, yıllar önce dünyaya şunu söylemişti: Bir devlet kendi milli parasını üretim gücüne dayalı olarak kullanmadıkça gerçek anlamda bağımsız olamaz. MEM’in temel tezlerinden biri, ülkelerin dış ticarette kendi milli paralarını kullanması ve ekonomik egemenliklerini dolar hegemonyasından kurtarmasıdır. Bugün BRICS ülkelerinde ve birçok yeni ticaret blokunda tartışılan “milli paralarla ticaret” yaklaşımı, Haydar Baş’ın yıllar önce dile getirdiği bu vizyonun küresel yankısıdır.

İran savaşı bize şunu açıkça göstermektedir: Askeri kuşatmanın arkasında daima ekonomik kuşatma vardır. Bir ülke eğer parasını, ticaretini ve üretim sistemini dış güçlere bağımlı hale getirmişse, siyasi kararlarında da bağımsız davranamaz. İran’ın direnebilmesinin temelinde, tüm baskılara rağmen kendi iç ekonomik reflekslerini koruyabilmesi yatmaktadır. Türkiye’nin çıkaracağı ders de tam burada yatıyor.

Türkiye için asıl mesele İran’ın savaşı kazanıp kazanmaması değil; benzer bir küresel baskı senaryosunda kendi ayakları üzerinde durup duramayacağıdır. Eğer Türkiye yarın benzer bir kuşatma ile karşılaşırsa, buna NATO reçeteleriyle değil, kendi milli ekonomi tezleriyle cevap verebilir. Haydar Baş’ın MEM’de çizdiği çerçeve tam da budur: Üreten devlet, milli para, vatandaşlık maaşı, adil gelir dağılımı ve faizsiz kalkınma modeli.

Bugün ABD-İran ateşkesi üzerinden ortaya çıkan gerçek şudur: Silah kadar ekonomi de cephedir. Doların silah olarak kullanıldığı bir çağda, milli para bağımsızlığın kalkanıdır. Türkiye, eğer gerçekten bağımsız bir gelecek inşa etmek istiyorsa, yönünü Washington merkezli reçetelere değil, kendi yerli ve milli ekonomi modeline çevirmek zorundadır.

Sonuç olarak bu savaşın kazananı yalnızca İran değildir; kazanan, millet iradesine dayanan direniş fikridir. Türkiye için bu fikrin adı ise açıktır: Siyasi bağımsızlığın teminatı, Haydar Baş’ın işaret ettiği gibi, milli para eksenli bağımsız ekonomik egemenliktir. Çünkü kendi parasına hükmedemeyen bir millet, kendi kaderine de hükmedemez.

Önerilen Makale

BTP’nin Güneydoğu ziyaretleri analizi -3-

Lokantada yaklaşık yarım saat kalmak zorundaydık. Bu nedenle fazla vakit kaybetmeden güzel bir ilişkinin temellerini …