Affedilmek sorumluluğu beraberinde getirir

Bu makalede de biraz aftan sonra sorumluluğun başladığı dönemden bahsedelim. Çünkü burada ince bir hesap hatası yapıyor insanoğlu genelde. “Affedildim iş tamam.” Zannıyla aldanıyor. Bu tespit eğer tövbeden hemen sonra ölümle karşılaşacak olsak bir nebze doğrudur. Ama hayat devam ediyorsa aftan sonra aslı sorumluluk başlamalı. Çünkü değişimin mutlak manada ispatı sorumluluk yüklenmeyi de beraberinde getirir.

Bir önceki makaleden müsaadenizle birkaç tespit aktararak muhasebeyi derinleştirelim.

Berat Gecesi’ni geride bıraktık. Dün af konuşuldu, bağışlanma umudu dile geldi, kalpler yumuşadı. Ancak bugün konuşmamız gereken şey başka: Affedilmek, insana ne yükler? Çünkü iman geleneğimizde af, hiçbir zaman sorumluluktan azade bir rahatlama hâli olarak görülmemiştir.

Berat; yalnız bireysel affın değil, ahlâkî direnişin de gecesidir. Çünkü affedilmek, aynı yanlışlara daha güçlü bir şekilde dönme izni değildir. Aksine, insanın kendisiyle yaptığı sessiz bir ahdin yenilenmesidir. “Beni bağışladın” demek kadar, “beni değiştirmeliyim” diyebilme cesaretidir.

Hazreti Peygamber’in (s.a.v.) hayatına baktığımızda, affın her zaman sorumlulukla birlikte anıldığını görürüz. Affedilen, aynı zamanda yükümlü kılınmıştır. İman, insanı rahatlatan değil; onu terbiye eden bir hakikattir. Bu yüzden gerçek bağışlanma, insanın omuzlarındaki yükü hafiflettiği kadar, istikametini de netleştirir.

Bugün ise affı çoğu zaman yanlış okuyoruz. Affedilmeyi, yükten kurtulmak sanıyoruz; oysa affedilmek, yükün adını doğru koymaktır. Kul hakkını telafi etme sorumluluğu, yanlış bir alışkanlığı terk etme kararlılığı, susulması gereken yerde susma, konuşulması gereken yerde söz alma bilinci… Bunlar olmadan af, sadece iyi bir his olarak kalır.

İşte tam da bu noktada sorumluluk, bireysel alanın dışına taşar. Affedildiğini düşünen insan, sadece kendi günahından değil; çevresine bıraktığı izden de mesuldür. Ailede, işte, sokakta, kamusal alanda sergilenen her tavır; imanın hayata yansımış hâlidir. Eğer bağışlanma iddiası, daha adil, daha merhametli, daha dikkatli bir duruş üretmiyorsa; orada iman değil, alışkanlık konuşuyor demektir.

Mekke’nin fethinden sonra Peygamberden af dilenen Mekkeliler affedilmiştir. Resulullah’ın affı, muhatabını dönüştüren bir aftır. Mekke’nin fethinde affedilenler, aynı zamanda bir ahlâkın taşıyıcısı olmaya davet edilmişlerdir. Çünkü İslam’da bağışlanmak, geçmişi silmekten çok geleceği inşa etmektir.

Berat’tan sonra asıl mesele şudur:

Hangi yanlış artık “benim kaderim” olmaktan çıkacak?

Hangi ihmali sürdürmeyeceğiz?

Hangi haksızlığa sessiz kalmayacağız? Hangi emaneti ehline vermek için adım atacağız?

Eğer bu sorulara somut cevaplar üretmiyorsak, affı sadece içimizi rahatlatan bir duaya indirgemiş oluruz.

Sorumluluk almayan bir af anlayışı, zamanla ahlâkı da aşındırır. İnsan, bağışlandığını düşündükçe yanlışlarını normalleştirmeye başlar. Oysa iman, insanı gevşeten değil; kendine getiren bir uyarıdır. Affedilmek, daha dikkatli yaşamak için verilmiş bir fırsattır.

Berat geçti. Şimdi yükümlülük zamanı. Çünkü hakiki bağışlanma, insanı hafifleten değil; onu doğru yöne çeviren bir lütuftur. Vesselam.

Önerilen Makale

Emanet ehline verilmezse adalet elden gider

Kamuoyuna yansıyan atama tartışmaları, liyakatten uzak mülakatlar, yargı kararlarına yönelik çelişkili uygulamalar ve ekonomik düzenlemeler …