Bakmak başka, görebilmek başkadır

İnsan çoğu zaman baktığını zanneder ama aslında yalnızca görmek istediğini görür. Çünkü göz her şeyi görse de vicdan süzgecinden geçmeyen hiçbir görüntü hakikate dönüşmez. Bugün toplum olarak yaşadığımız en büyük sorunlardan biri de budur: Herkes bakıyor ama çok az insan gerçekten görebiliyor.

Bir olay karşısında insanların verdiği tepkilere dikkat edin. Kimisi yalnızca kendi tarafını görüyor, kimisi işine gelen kısmı fark ediyor, kimisi ise peşin hükümlerinin doğrulanacağı detayları arıyor. Hakikati anlamaya çalışan insan sayısı ise giderek azalıyor. Çünkü artık insanlar gerçeği öğrenmek için değil, kendi düşüncesini güçlendirmek için bakıyor.

Oysa görmek sadece gözün işi değildir. Kalp temiz değilse göz hakikati seçemez. İç dünyası öfkeyle dolu olan bir insan her yerde düşman görür. Korkularıyla yaşayan biri her gelişmeyi felaket gibi okur. Menfaatiyle bakanın terazisi bozulur; vicdanıyla bakanın ise bakışı derinleşir.

Tam da burada yıllardır süren “Sistem mi insanı bozar, insan mı sistemi?” tartışmasını yeniden düşünmek gerekir. Merhum Prof. Dr. Haydar Baş’ın ortaya koyduğu “önce insan” tezi aslında meselenin özünü anlatmaktadır. Çünkü temiz bir kalbe sahip olan insanın fikri de zikri de güzel olur. Kalbi adaletle beslenen bir insan; makamı kişisel çıkar için değil, millet menfaati için kullanır. Böyle insanlar çoğaldığında sistem de insan yararına işlemeye başlar. Zira sistemi kuran da işleten de nihayetinde insandır.

Bugün sosyal hayattan siyasete kadar her alanda yaşanan kutuplaşmanın temelinde de bu vardır. İnsanlar aynı ülkeye bakıyor ama farklı gerçekliklerde yaşıyor gibi davranıyor. Çünkü mesele bilgi eksikliği değil; bakışın samimiyetini kaybetmesidir. Bilgi çoğaldı ama hikmet azaldı. Konuşan çoğaldı ama anlayan azaldı.

Eskiden insanlar anlamak için dinlerdi, şimdi cevap vermek için dinliyor. Eskiden hakikati bulmak değerliydi, şimdi tartışmayı kazanmak önemli görülüyor. Bu yüzden en doğru sözler bile bazen tesir etmiyor. Çünkü sözün ulaştığı yer kulak oluyor ama kalp kapalı kalıyor.

Hâlbuki insan önce kendi içine bakabilmelidir. Kendi yanlışını göremeyen birinin dünyayı doğru okuması mümkün değildir. Sürekli dışarıdaki karanlıktan şikâyet edenler, çoğu zaman içlerindeki karanlığı fark etmiyor. Oysa bakış değişmeden görüntü değişmez.

Belki de bugün ihtiyacımız olan şey yeni pencereler değil, temiz bir vicdandır. Çünkü vicdan temiz olursa insan baktığında sadece kusuru değil, hikmeti de görür. Sadece hatayı değil, çözümü de fark eder. Sadece kendisini değil, karşısındaki insanı da anlayabilir.

Ve unutulmamalıdır ki;

Her şeyi gören, göz değildir. İnsana hakikati gösteren şey, baktığı yerden önce taşıdığı vicdandır.

Önerilen Makale

Kişi ne ise gördüğü de odur

Tasavvuf geleneğinde anlatılan ibretlik bir kıssa vardır. Bir zat, talebelerini İstanbul’a gönderir. Günler sonra talebeler …