Bundan altı yıl önce, Prof. Dr. Haydar Baş’ı ebediyete uğurladığımızda, geride kalan yalnızca bir ömür değildi. O gün aslında bir fikir, bir sistem ve insanlığa sunulmuş bir kurtuluş reçetesi daha görünür hale geldi. Çünkü bazı insanlar yaşarken anlatır, bazıları ise vefatlarından sonra daha güçlü konuşur. Prof. Dr. Haydar Baş Hoca da fikirleriyle bugün hâlâ konuşan, hatta çağın krizleri derinleştikçe daha çok anlaşılmaya başlanan bir mütefekkir olarak yaşamaktadır.
Modern dünya, büyük bir çıkmazın içindedir. Ekonomik adaletsizlikler, gelir dağılımındaki uçurumlar, insanı merkeze almayan sistemler ve küresel sömürü düzeni… Tüm bu sorunlar, aslında yanlış bir anlayışın ürünüdür. İşte tam da bu noktada Prof. Dr. Haydar Baş’ın ortaya koyduğu fikirler, yalnızca bir ülkeye değil; bütün insanlığa hitap eden bir çözüm modeli olarak karşımıza çıkmaktadır. Onun yaklaşımı, insanı sadece tüketen değil; üreten, paylaşan ve adaletle yaşayan bir varlık olarak yeniden tanımlamaktadır.
Fikir adamlarının en büyük özelliği, zamanın ötesine hitap edebilmeleridir. Bugün yaşanan küresel ekonomik krizler, sosyal çalkantılar ve insanî değerlerin aşınması, yıllar önce yapılan uyarıların ne kadar isabetli olduğunu göstermektedir. Bu anlamda Prof. Dr. Haydar Baş’ın ortaya koyduğu model, bir teori olmanın ötesinde; insanlığın yeniden nefes alabileceği bir sistem önerisidir.
Ancak bir fikrin gerçek gücü, onu yaşatan kadrolarla ortaya çıkar. Bugün bu miras, BTP Genel Başkanı Av. Hüseyin Baş öncülüğünde kararlılıkla taşınmaktadır. Bu yürüyüş, sadece bir siyasi devamlılık değil; aynı zamanda bir fikrî sadakatin ve inancın tezahürüdür. Yetişmiş kadroların omuzlarında yükselen bu dava, bir hatırayı yaşatmaktan öte; bir sistemi hayata geçirme iddiasını taşımaktadır.
Anma programları da bu yönüyle sadece geçmişe dönük bir vefa değil; geleceğe dönük bir irade beyanıdır. Çünkü anmak, eğer anlamakla birleşiyorsa kıymetlidir. Anlamak ise, o fikri yaşatmak ve hayata taşımakla mümkündür. Bugün yapılan her anma, aslında bir hatırlayıştan çok bir diriliştir.
Şunu açıkça ifade etmek gerekir ki; insanlığın bugün içinde bulunduğu krizler, yeni arayışları zorunlu kılmaktadır. Ve bu arayış içinde, daha önce dile getirilmiş ama yeterince anlaşılmamış fikirler yeniden gün yüzüne çıkmaktadır. Prof. Dr. Haydar Baş’ın ortaya koyduğu anlayış da tam olarak bu noktada yeniden değer kazanmaktadır. Çünkü o, insanı merkeze alan, üretimi esas alan ve adaleti temel kabul eden bir sistem inşa etmiştir.
Sonuç olarak; fikir adamları ölmez. Onlar, fikirleriyle yaşamaya devam ederler. Ama bazı fikirler vardır ki sadece yaşamaz; aynı zamanda insanlığın karanlıktan çıkış yolu olur. Bugün bu dava, tam da böyle bir noktadadır.
Ve bu yürüyüş, bir kişinin değil; insanlığın ortak vicdanının yürüyüşüdür.
Uğur Kepekçi




