Saldırı sonrasında Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Hüseyin Baş sosyal medya hesabından yayınladığı mesajla olayı politik çıkardan uzak önemli bir sosyolojik değerlendirme yaptı. Birkaç cümlesini alarak konuyu birlikte ele alalım müsaadenizle:
Hüseyin Baş bu tabloyu şu sözlerle özetliyor: “Kahramanmaraş ve Şanlıurfa’da yaşanan hadiseler yalnızca birer asayiş sorunu değil, derin bir toplumsal çözülmenin yansımasıdır. Aile bağlarının zayıfladığı, gençlerin üretimden ve anlam arayışından uzaklaştığı bir ortamda; mesleksiz ve amaçsız bir neslin ortaya çıkması kaçınılmaz hale gelmiştir.” Bu tespit, meselenin bireysel değil, doğrudan sistemsel bir kriz olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
Milli eğitim sistemi ise bu krizin merkezinde yer almaktadır. Ezbere dayalı, sınav odaklı ve hayattan kopuk bir eğitim anlayışı; birey yetiştirmek yerine sadece diploma dağıtan bir yapıya dönüşmüştür. Oysa eğitim, sadece bilgi vermek değil; karakter inşa etmek, sorumluluk bilinci kazandırmak ve bireyi hayata hazırlamaktır. Bu yönü eksik bırakılan her sistem, kaçınılmaz olarak toplumsal sorun üretir. Bugün yaşananlar da tam olarak bunun sonucudur.
Hüseyin Baş, mesajın bir bölümünde de “Unutulmamalıdır ki hiçbir çocuk umutsuz, hiçbir genç değersiz doğmaz. Ancak onları hayata hazırlaması gereken aile, eğitim ve sosyal yapı zayıflatıldığında ortaya çıkan boşluk, telafisi zor sonuçlara yol açar.” İfadesine yer verdi.
Gerçekten meydana çıkan bu boşluk; kimi zaman umutsuzluk, kimi zaman öfke, kimi zaman da kontrolsüz şiddet olarak kendini göstermektedir. Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta yaşananlar, bu boşluğun artık taşınamaz hale geldiğini göstermektedir.
Bu nedenle yapılması gereken, meseleyi günü kurtaran söylemlerle geçiştirmek değil; köklü bir zihniyet değişimine gitmektir. Aileyi güçlendiren, eğitimi nitelikli ve anlamlı hale getiren, gençlere hem meslek hem de ideal kazandıran politikalar hayata geçirilmeden bu gidişatı durdurmak mümkün değildir. Gençliğe sadece nasihat eden değil, ona yol açan, onu üreten ve değerli hissettiren bir anlayışa ihtiyaç vardır.
Çünkü gerçek şu ki; bir ülke gençliğini kaybettiği anda geleceğini de kaybetmeye başlar. Bugün karşı karşıya olduğumuz tablo, bir uyarı değil, artık bir alarmdır. Bu alarmı görmezden gelmek, yarının çok daha büyük toplumsal kırılmalarına davetiye çıkarmaktır. Gençliği yeniden kazanmak ise ancak adaletli, üretken ve değer temelli bir sistem inşa etmekle mümkün olacaktır.
Uğur Kepekçi




