Değerli dostlar,
Kutsal topraklardan döndük. Fakat insan böyle bir yolculuktan dönerken yalnızca memleketine dönmüyor; beraberinde nice hatıralar, nice duygular ve nice muhasebeler de getiriyor.
Dünkü yazımızda Kâbe’nin gönlümüzde bıraktığı izlerden ve bu duyguların mısralara nasıl döküldüğünden söz etmiştik. Bugün ise aynı yolculuğun başka bir güzelliği üzerinde durmak istiyorum:
Yol arkadaşlığı…
Çünkü bazı yollar tek başına yürünmez. Hele gidilen yol, Beytullah’a giden kutsal bir yol ise…
İnsan, hayatının her döneminde başkalarına ihtiyaç duyan bir varlıktır. Doğduğu andan itibaren anne ve babasına, büyüdükçe ailesine, dostlarına, çevresine ve toplumuna muhtaçtır. Allah insanı başıboş ve yalnız yaşaması için değil, birbirine destek olan bir toplumun içinde yaşaması için yaratmıştır.
Bu hakikati en iyi, birlikte çıkılan yolculuklarda anlarız.
Yolculuk, insanları birbirine yaklaştırır. Aynı yolda yürür, aynı sofraya oturur, aynı mekânda dinlenir, aynı sıkıntıyı paylaşır, aynı güzelliğe sevinirsiniz. Bazen yorulan arkadaşınıza el uzatırsınız; bazen sizin gücünüz azalır, o elinizden tutar.
İşte o zaman yol arkadaşlığı, sıradan bir arkadaşlıktan çıkar; yoldaşlığa dönüşür.
Hele bu yolculuk umre yolculuğuysa, yoldaşlığın anlamı daha da derinleşiyor.
Aynı kıbleye yönelmek, aynı Beytullah’ın etrafında tavaf etmek, aynı saflarda namaz kılmak, aynı dualara “âmin” demek insanları yalnızca fizikî olarak değil, gönül olarak da birbirine yaklaştırıyor.
Kutsal topraklarda insanın çevresindeki insanların davranışlarını daha farklı değerlendirdiğini fark ediyor. Bir arkadaşınızın size uzattığı bir su, yorulduğunuz anda söylediği güzel bir söz, ibadet sırasında gösterdiği anlayış, küçük gibi görünen ama gönülde büyük karşılığı olan davranışlara dönüşüyor.
Çünkü orada insan, dünyanın günlük telaşından biraz olsun uzaklaşıyor. Gönlün daha hassas, bakışın daha dikkatli hâle geliyor.
Biz de bu yolculukta gönül dostlarımızla birlikte olmanın güzelliğini yaşadık.
Birlikte yola çıktık, birlikte ibadet ettik, birlikte dualara “âmin” dedik. Yorulduğumuz anlar da oldu, duygulandığımız anlar da… Fakat bütün bunların içinde yol arkadaşlarımızın varlığı, yolculuğun manevi güzelliğini daha da artırdı.
Şiirimizde,
“Gönül dostlarıyla yolculuk güzel
Kutlu yolun sırrı kendine özel
Sanki üstümüzde hissettik bir el
Ne kadar kutlusun şanlı Beytullah”
derken aslında yaşadığımız bir hakikati dile getirmiştik.
İnsan bazen bir yolculuğun nereye vardığından çok, o yolda kimlerle yürüdüğünü hatırlar.
Bu nedenle hayat yolculuğunda olduğu gibi kutsal yolculuklarda da yoldaş seçiminin ayrı bir önemi vardır. Yanınızdaki insanın hâli, sözü, sabrı ve anlayışı sizin yolculuğunuzun havasını da etkiler.
İyi bir yoldaş, sıkıntınızı büyütmez; hafifletir.
Yorulduğunuzda sizi daha fazla yormaz.
Bir eksiğinizi gördüğünde tamamlamaya çalışır.
Güzelliği kendisine mal etmek yerine paylaşır.
Ve en önemlisi, sizi kendisine değil, Allah’a yaklaştırır. Asıl yoldaşlık da budur.
Kutsal topraklardan dönerken insanın yanında getirdiği en kıymetli hatıralardan biri de birlikte ibadet ettiği insanların gönlünde bıraktığı ve onlardan aldığı güzel izlerdir.
Bu yolculuk bize bir kez daha gösterdi ki insanın hayatındaki gerçek zenginliklerden biri, güzel insanlarla aynı yolda yürüyebilmektir.
Yolun uzunluğu değil, yoldaşın hâli önemlidir.
Yolun zorluğu değil, o zorluğu kiminle paylaştığınız önemlidir.
Ve bazı insanlar vardır; onlarla çıktığınız yolculuk bittiğinde, yol bitmiş olsa bile dostluk yolculuğu devam eder.
Bizim umre yolculuğumuz da böyle güzel bir hatıra bıraktı gönlümüzde.
Rabbim bütün yolculuklarımızı hayırlı eylesin. Bizlere hayat yolculuğunda da gönül dostları nasip etsin. Bizi Allah’ı hatırlatan, iyiliğe teşvik eden, sıkıntıda yanımızda duran ve sevincimizi paylaşan güzel insanlardan ayırmasın.
Çünkü insan bazen bir yolculuğa gider…
Ama asıl kazancı, yolda tanıdığı gönüllerdir.
Uğur Kepekçi




