Değerli dostlarım. Kur’an’ı Kerim sosyal hayatı düzene koymak, insanların huzur içerisinde bir hayat sürmesini sağlamak ve bunu da bir imtihan çerçevesinde ele alır. Dünya hayatında insanların kendi tercihlerinin de ahiret hayatında karşılık bulmasını haber verir.
Bizler de bu çerçevede Hucurat suresindeki mesajları hatırlatmak istedik.
Siz değerli dostlara bu önemli konuyu da analiz halinde sunacağız. Ayetlerle verilmek istenen mesajları siz değerli dostlarla birlikte öğrenmeye, ders çıkarmaya sosyal hayatımıza gücümüz nispetinde yansıtmaya çalışacağız. Gayret bizden hidayet Allah’tandır.
Kur’an-ı Kerim’in en güçlü toplum terbiyesi bölümlerinden biri olan Hucurât Suresi, müminin iç dünyasını, dilini, üslubunu ve sosyal davranışlarını şekillendiren ilahi ölçüler içerir. Surenin ilk ayetleri hem bireyin Rabbine karşı duruşunu hem de Peygamber’e karşı adabını belirleyen temel kuralları öğretir. Bugün dünyada yaşanan tartışmalara, kutuplaşmalara ve saygı erozyonuna baktığımızda, bu ayetlerin ne kadar hayati olduğunu bir kez daha görürüz.
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
Hucurât Suresi – 1. Ayet
“Ey iman edenler! Allah’ın ve Peygamberinin önüne geçmeyin. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.”
Bu ayet, imanın en temel ölçüsünü ortaya koyar: İlahi hükmün önüne geçmemek.
Bugün bu emir yalnızca Peygamber’in huzurunda değil, hayatın bütün alanlarında geçerlidir. Kişi Kur’an’ın hükmünü bırakıp kendi hevasını öne çıkarırsa; aklı, arzuları ve beşeri sistemler ilahi ölçülerin yerini alırsa toplumda düzen bozulur.
Bu nedenle ayet sadece bir edep uyarısı değil; sosyal düzeni koruyan ilahi bir güvenlik şerididir.
Hucurât Suresi – 2. Ayet
“Ey iman edenler! Seslerinizi Peygamber’in sesinin üstüne yükseltmeyin. Birbirinize bağırdığınız gibi, Peygamber’e yüksek sesle bağırmayın; yoksa farkına varmadan amelleriniz boşa gider.”
İslam sadece bir inanç bütünü değil; bir üslup, bir nezaket ve bir ahlak medeniyetidir.
Allah-u Teâlâ burada yüksek sesle konuşmayı bile amelleri yok edecek kadar büyük bir saygısızlık olarak nitelendiriyor.
Bu emir, Peygamber’e karşı gösterilmesi gereken edeple sınırlı değildir. Bugün:
Kur’an’a karşı, ilme karşı, manevi değerlere karşı, insan ilişkilerinde, toplum içinde, aile içinde gösterilmesi gereken saygıyı da içine alır.
Yüksek ses, kibir ve hoyratlık;
Alçakgönüllülük, nezaket ve sabır ise mümin ahlakının özüdür.
Surenin girişindeki bu iki ayet, bize şunu öğretir:
Edep bozulursa, toplum bozulur.
Edep korunursa, birlik ve huzur daim olur.
Hucurât Suresi, sadece bir ahlak suresi değil; toplum inşasının, gönül terbiyesinin ve iman olgunluğunun ilahi rehberidir. Dün ilk iki ayetin bize adabı ve haddimizi öğreten yönüne değinmiştik. Bugün ise 3–5. ayetler aracılığıyla müminin kalbini nasıl temizlemesi gerektiğini, sabrın değerini ve nezaketin imanla ilişkisini öğreneceğiz.
Hucurât Suresi – 3. Ayet
“Allah’ın Elçisinin huzurunda seslerini kısanlar var ya; işte onlar, Allah’ın gönüllerini takvâ için imtihan ettiği kimselerdir. Onlar için bir bağışlanma ve büyük bir mükâfat vardır.”
Bu ayet, saygıyı sadece bir davranış değil, takvanın göstergesi olarak tanımlıyor.
Peygamber’e karşı sesini kısan, yani tevazu ve edep gösteren kimse; aslında kalbini terbiye eden kimsedir.
Bugün bunu şöyle anlayabiliriz:
Üslubunu kontrol eden, öfkesini yenen, kalbini kibirden arındıran, insan ilişkilerinde nezaketi esas alan kişi, takvâ sınavını başarmaya adaydır.
Demek ki takvâ sadece namaz, oruç gibi ibadetlerle değil; ahlak, saygı ve üslupla da ölçülür.
Hucurât Suresi – 4. Ayet
“Odaların arkasından sana bağıranların çoğu aklı ermeyen kimselerdir.”
Bu ayet, kaba davranışın imanın nezaketiyle bağdaşmadığını bildiriyor.
Hz. Peygamber’e arkadan bağırmak, sadece bir görgüsüzlük değil, kalp olgunluğunun eksikliğidir.
Bugün de: sabırsızlık, patavatsızlık, kırıcı konuşmak, insanları aşağılamak, izinsiz talepte bulunmak, hep aynı sorunun işaretidir: Gönül terbiyesinin eksik olması.
İslam bir edep dinidir. Edep yoksa ilim de iman da kemale ermez.
Hucurât Suresi – 5. Ayet
“Eğer onlar, sen yanlarına çıkıncaya kadar sabretselerdi, elbette kendileri için daha hayırlı olurdu. Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.”
Bu ayet, sabrın bir davranış değil, bir ahlak erdemi olduğunu öğretiyor.
Peygamber’in kapısına sabırsızca bağırıp çağıranlar, aslında kendi hayırlarını engellemiş oldular.
Kim sabrederse, yani: acele etmez, incitmez, haddini bilirse, söz sırasını ve adabı gözetirse, kendisine daha büyük hayır kapıları açılır.
Bugün toplumda gördüğümüz iletişim problemlerinin çoğu, işte bu ayetin eksikliğinden: Sabırsızlık, kabalık, hoyratlık…
Kur’an’ın mesajı açıktır:
Sabır, edep ve kalp berraklığı; müminin ahlakının temelidir.
Hucurât Suresi’nin 6, 7 ve 8. ayetleri; toplumsal düzeni ayakta tutan üç büyük ahlaki ilkeyi öğretir:
Doğruluk, güven, itaat ve imanın kalpteki tecellisi…
Bugün yaşadığımız iletişim çağında, haber kirliliği, dezenformasyon, fitne ve algı operasyonları belki hiçbir dönemde olmadığı kadar yaygın. İşte Kur’an, insanoğlunun bu zaafını 1400 yıl önce teşhis ediyor ve çağlar üstü bir prensip koyuyor.
Hucurât Suresi – 6. Ayet
“Ey iman edenler! Size bir fasık bir haber getirirse, bilmeyerek bir topluluğa zarar verip yaptığınıza pişman olmamak için o haberin doğruluğunu araştırın.”
Bu ayet, haber alma ve yayma ahlakının temelini oluşturur.
Kur’an, “duydum” demeyi yeterli bulmaz; “araştır” der.
Bu emir bugün: sosyal medyada, haber kanallarında, dedikodularda, siyasi söylemlerde, toplumsal meselelerde hayatî derecede geçerlidir.
Çünkü bir yalan: aileyi dağıtır, devleti karıştırır, toplumları birbirine düşürür.
Allah, haberin içeriğini değil, haber ahlakını emrediyor.
Gerçek bir mümin, doğrulamadan hiçbir söz söylemez, hiçbir haber yaymaz.
Hucurât Suresi – 7. Ayet
“Bilin ki aranızda Allah’ın elçisi bulunmaktadır. Eğer o birçok işlerde size uysaydı, mutlaka sıkıntıya düşerdiniz. Fakat Allah size imanı sevdirmiş, onu gönüllerinize güzel göstermiş; inkârı, fasıklığı ve isyanı da çirkin göstermiştir. İşte onlar, doğru yolda olanların ta kendileridir.”
Bu ayet, imanın kalpte güzel hale dönüşmesini tanımlar.
İman; kuru bir söz değil, gönle yerleşen bir güzelliktir.
Allah’ın kuluna lütfudur.
Ayet üç büyük nimeti bildiriyor:
- İman sevgisi: Gönle ilahi bir nur olarak konur.
- Günahlardan nefret: Kulun iç dünyasında oluşan bir korunma mekanizmasıdır.
- Rehberlik: Peygamber’in örnekliğinin toplumu koruyucu bir ilahi rahmet olmasıdır.
Eğer insanlar kendi arzularıyla toplumu yönetmeye kalksaydı, her kafadan bir ses çıkacak, fitne eksik olmayacaktı.
Ayet, doğru rehberliğin değerini vurguluyor.
Hucurât Suresi – 8. Ayet
“Allah, kendi katından bir lütuf ve nimet olarak böyle yaptı. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.”
İmanın sevdirilmesi, kötülüğün çirkin gösterilmesi ve Resulullah’ın rehberliğinin toplum için rahmet olması…
Bunların hepsi Allah’ın lütfudur.
Bu ayet, mümine şu şuuru kazandırır:
Sahip olduğumuz iman, kendi başarımızdan çok; Allah’ın kuluna bir ikramıdır.
Elde edilen takva, Allah’ın lütfudur. Güzel ahlak, Allah’ın rahmetidir ve Allah’ın hikmetidir.
Şunu unutmamak lazımdır ki; Allah’ın kuluna verdiklerinin birer nimet olduğu fark edildiğinde şükür; unutulduğunda ise kibir ve gaflet doğar. Bize düşen görev şükür ve nimet sırrını kavramaktır.
KARDEŞLİK, ADALET VE TOPLUMSAL AHLAKIN İNŞASI
Hucurât Suresi’nin 9, 10 ve 11. ayetleri; bir toplumun çürümesini de dirilmesini de belirleyen üç temel prensibi öğretir:
- Adalet,
- Kardeşlik,
- Ahlak.
Bugün bu üç kavramın hassasiyetle ele alınması, özellikle kutuplaşma ve ayrışmanın arttığı çağımızda daha da önem kazanmıştır. Kur’an, Müslüman toplumun iç düzenini korumak için ilahi ölçüler koyar ve bu ölçüler çiğnendiğinde fitnenin kapısı aralanır.
Hucurât Suresi – 9. Ayet
“Eğer inananlardan iki grup birbirleriyle savaşırlarsa aralarını düzeltin. Eğer biri ötekine karşı haddi aşarsa, Allah’ın buyruğuna dönünceye kadar haddi aşan tarafa karşı savaşın. Eğer (Allah’ın emrine) dönerse, artık aralarını adaletle düzeltin ve (onlara) adaletli davranın. Çünkü Allah, adaletli davrananları sever.”
Bu ayet toplumun içine fitne düştüğünde nasıl davranılması gerektiğini öğretir.
Kur’an’ın emri açıktır:
- İki Müslüman grup çatışırsa, ilk iş barışın sağlanmasıdır.
- Zulmeden grup barışa yanaşmazsa, zulme karşı durmak farzdır.
- Taraflar sulha dönünce ise mutlaka adaletle hükmedilir.
Ayet üç büyük prensip koyuyor:
- Barış önceliklidir.
- Zulme karşı durmak farzdır.
- Barış sağlanınca intikam olmaz, adalet olur.
Bugün toplumların kanayan yarası olan kutuplaşmalar, siyasi kavgalar, sosyal çatışmalar hep bu ayetin unutulmasıyla büyümüştür.
Hucurât Suresi – 10. Ayet
“Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin. Allah’a karşı gelmekten sakının ki size merhamet edilsin.”
Bu ayet İslam toplumunun temelini koyuyor:
Mümin = Kardeştir.
Bu kardeşliğin içinde:
- Irk yoktur,
- Mezhep yoktur,
- Kabile yoktur,
- Siyasi taraf yoktur,
- Sınıf farkı yoktur.
Allah katında müminler bir bütündür ve aralarındaki ayrılıkları giderme görevi her Müslümanın sorumluluğudur.
Ayet bize diyor ki:
- “Kardeşliğinizi koruyun.”
- “Kırgınlığa değil barışa koşun.”
- “Allah’ın merhameti birlik üzerinedir.”
Bugün Müslüman coğrafyanın çektiği sıkıntıların çoğu, işte bu ayetin unutulmasındandır.
Hucurât Suresi – 11. Ayet
“Ey iman edenler! Bir topluluk bir diğerini alaya almasın. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Kadınlar da diğer kadınları alaya almasın. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Birbirinizi karalamayın, birbirinizi kötü lakaplarla çağırmayın. İmandan sonra fasıklık ne kötü bir namdır! Kim de tövbe etmezse işte onlar zalimlerin ta kendileridir.”
Bu ayet, toplumsal ahlakın en büyük yaralarına dikkat çekiyor:
- Alay etmek
- Küçümsemek
- Lakap takmak
- Karalamak
- İnsanlarla alaylı konuşmak
Bugün sosyal medya çağında bu davranışlar normalleşmiş durumda.
Oysa Kur’an, bu davranışları imanla bağdaşmayan bir ahlaksızlık olarak görür.
Ayet çok çarpıcı bir cümleyle uyarıyor:
“Belki o alay ettiğin senden daha hayırlıdır.”
Bu tek cümle bile insanı titretmeye yeter!
Kur’an, müminlere şu dört prensibi emrediyor:
- Kimseyle alay etme.
- Kimseyi küçümseme.
- Kimseye kötü lakap takma.
- Kimseyi karalama.
Bu ahlak korunmazsa, toplumda:
- düşmanlık,
- nefret,
- kibir,
- fitne
çoğalır.
Bunun adı da ayetin ifadesiyle: zalimliktir.
ZAN, GIYBET VE İNSANLIK ONURU
Bugün ele alacağımız iki ayet, insan ilişkilerinin en tehlikeli üç hastalığını konu alır:
- Zan
- Tecsîs (kusur araştırma)
- Gıybet
Bu üç davranış bir toplumu içeriden çökerten görünmez virüslerdir. Ahlakı bozar, kardeşliği zedeler, kalpleri karartır. Kur’an bu yüzden Hucurât Suresi’nde bu konulara çok sert ve sarsıcı uyarılar yapar.
Hucurât Suresi – 12. Ayet
“Ey iman edenler! Zannın birçoğundan sakının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurlarını ve mahremiyetlerini araştırmayın. Birbirinizin gıybetini yapmayın. Herhangi biriniz ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz! Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah tövbeyi çok kabul edendir, çok merhamet edendir.”
Bu ayet, Kur’an’ın en çarpıcı ahlak derslerinden biridir.
- Zan
Zanlar, şüpheler, varsayımlar…
Bir insan hakkında kesin bilgi olmadan kötü düşünmek günahtır. Çünkü zan, dostlukları öldürür, güveni bitirir.
Kur’an çok açık konuşuyor:
✓ “Zannın bir kısmı günahtır.”
Bugün sosyal medyadan günlük ilişkilere kadar pek çok insan başkaları hakkında kesin bilgi olmadan hüküm veriyor. Ayet bu ahlakı tamamen yasaklıyor.
- Kusur Araştırmak
Kur’an, “tecessüs” denen bir davranışı da yasaklıyor:
Başkalarının gizli ayıplarını araştırmak.
Bu davranış:
- aile huzurunu bozar,
- dostlukları bitirir,
- toplumda güvensizlik üretir.
- Gıybet
Ayet gıybeti öyle bir benzetmeyle anlatıyor ki insanın kanı donuyor:
✓ “Ölü kardeşinizin etini yemek.”
Bu benzetme, gıybetin ne kadar çirkin bir günah olduğunu kelimelerle değil, bir görüntüyle öğretir.
Gıybet eden insan:
- merhametini,
- vicdanını,
- insan saygısını
kaybetmiş olur.
Allah Teâlâ ise bu ayetin sonunda kapıyı kapatmıyor:
✓ “Allah tövbeyi çok kabul edendir.”
Demek ki gıybetten uzaklaşmak, zanlardan arınmak, kusur aramayı terk etmek mümkün ve Allah’ın rahmeti geniştir.
Hucurât Suresi – 13. Ayet
“Ey insanlar! Şüphe yok ki biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizi tanımanız için sizi boylara ve kabilelere ayırdık. Allah katında en değerli olanınız, O’na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hakkıyla haberdar olandır.”
Bu ayet, insanlık onurunun anayasasıdır.
Allah buyuruyor ki:
- Hepiniz aynı köktensiniz: Bir erkek, bir kadın.
- Irk üstünlüğü yok.
- Kabile üstünlüğü yok.
- Renk üstünlüğü yok.
- Sınıf üstünlüğü yok.
- Mevki, makam, soy üstünlüğü yok.
Yeryüzünde insanlar arasında fark oluşturan tek ölçü şudur:
✓ Takva.
(Allah’a karşı gelmekten sakınma.)
Bu ayet açıkça diyor ki:
- Kimse kimseyi küçümseyemez.
- Kimse “soy, köken, kabile” üstünlüğü iddia edemez.
- İnsanın değeri, dış görünüşte değil, Allah’a karşı duruşundadır.
Modern dünyanın en büyük sorunlarından biri olan:
- ırkçılık,
- sınıfçılık,
- kavmiyetçilik,
- ötekileştirme
İslâm’ın ruhunda asla yoktur.
Bu ayet, İslam’ın evrensel mesajını özetler:
“En üstün olanınız, takvaca üstün olanınızdır.”
İMAN MI, İTAAT Mİ? KALBİN GERÇEK SINAVI
Hucurât Suresi’nin bu bölümünde Kur’an, iman ile teslimiyet arasındaki farkı en net şekilde ortaya koyuyor. İnsan bazen diliyle “İman ettim” der fakat bunun kalpte karşılığı olmaz. İşte ayetler bu noktada çok ince bir uyarı getiriyor.
Hucurât Suresi – 14. Ayet
“Bedevîler ‘İman ettik.’ dediler. De ki: ‘İman etmediniz. (Öyleyse “iman ettik” demeyin.) Fakat ‘boyun eğdik’ deyin. Henüz iman kalplerinize girmedi. Eğer Allah’a ve Peygamberine itaat ederseniz, yaptıklarınızdan hiçbir şeyi eksiltmez. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.’”
Bu ayet, yalnızca bedevî Arapları uyarmak için inmiş bir ayet değildir; zamanlar üstü bir mesaj taşır.
- İman ile İtaat Arasındaki Fark
Ayet çok açık bir gerçeği ortaya koyuyor:
- İman, kalbin tasdikidir.
- İslam (boyun eğmek) ise teslimiyet ve itaatin dışa yansımasıdır.
Bedevîler Müslüman olmuştu, yani İslam’a girmişlerdi ama henüz kalpleri imanla dolmamıştı. Kur’an bu noktada diyor ki:
“Henüz iman kalplerinize girmedi.”
Buradaki mesaj şudur:
İman, sadece bir söz değil; kalpte kök salması gereken bir hakikattir.
- Allah’a ve Resûlü’ne itaat
Ayetin ikinci kısmı ise müjde yüklüdür:
✓ “Eğer Allah’a ve Peygamberine itaat ederseniz, yaptıklarınızdan hiçbir şeyi eksiltmez.”
Yani iman henüz zayıf olsa bile:
- İtaat,
- bağlılık,
- kulluk tavrı
kişiyi Allah’ın rahmetine yaklaştırır.
Çünkü ayetin sonunda buyuruluyor:
✓ “Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.”
Bu ifade, kalbi değişime açık olan herkes için kurtuluş kapısını aralar.
Hucurât Suresi – 15. Ayet
“İman edenler ancak Allah’a ve Peygamberine iman eden, sonra şüpheye düşmeyen, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenlerdir. İşte onlar doğru kimselerin ta kendileridir.”
Bu ayet, gerçek müminlerin özelliklerini bir liste halinde sunuyor.
GERÇEK İMANIN DÖRT ŞARTI
Kur’an bu ayette “mümin” olmanın dört temel ölçüsünü veriyor:
- Allah’a ve Peygambere iman etmek
Bu, imanın temeli.
Ancak ayet yalnızca “iman edenler” demiyor; devamında çok önemli bir şart geliyor:
- Şüpheye düşmemek
İman süreklilik ister.
Gönülde sürekli bir tereddüt, sürekli bir salınım varsa, imanın gücü zayıflar.
Bu yüzden ayette:
✓ “Sonra şüpheye düşmeyen”
buyruluyor.
- Allah yolunda mallarıyla cihat
Bu, imanın sosyal yönüdür.
- İnfak,
- yardım,
- destek,
- paylaşma…
İman yalnızca kalpte kalmaz; mal ile hizmete dönüşür.
- Allah yolunda canlarla cihat
Bu, imanın fedakârlık boyutudur.
Kur’an burada “cihad” kelimesini kullanarak, kişinin gerektiğinde nefsini, rahatını, konforunu, hatta hayatını bile Allah yoluna adamalı olduğunu bildiriyor.
İman + İtaat + Şüphe Yok + Fedakârlık = Gerçek Mümin
Ayetin sonunda verilen hüküm çok nettir:
✓ “İşte onlar doğru kimselerin ta kendileridir.”
Bu ifade, gerçek müminlerin Allah katındaki değerini gösteren bir nişanedir.
Hazırsanız “Hazırım” yazmanız yeterlidir.
ALLAH’A DİN ÖĞRETMEK Mİ? İMAN BİR LÜTUF MU?
Hucurât Suresi’nin son ayetleri, insanoğlunun en büyük yanılgılarından birini çarpıcı şekilde düzeltir:
Kendini yeterli görmek ve din konusunda Allah’a bilgi öğretmeye kalkışmak…
Hucurât Suresi – 16. Ayet
“(Ey Muhammed!) De ki: ‘Siz Allah’a dininizi mi öğretiyorsunuz? Oysa Allah, göklerdeki ve yerdeki her şeyi bilir. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.’”
Bu ayet, iman iddiasının kibirle karıştığında nasıl bir felakete dönüştüğünü anlatır.
- Allah’a din öğretmeye kalkmak
Bedevîler, Müslüman olduktan sonra peygambere şöyle diyordu:
“Biz iman ettik, Müslüman olduk. Sen de bunu kabul et.”
Yani adeta şöyle bir tavır sergiliyorlardı:
- “Biz doğru yoldayız.”
- “Biz seni destekledik.”
- “Biz zaten iyi Müslümanlarız.”
Bu tavrın altında gizli bir kibir vardır.
Ayet, bu düşünceyi şöyle reddeder:
✓ “Siz Allah’a dininizi mi öğretiyorsunuz?”
Bu cümle, insana haddini bildiren en sert ilahî uyarılardandır.
- Allah her şeyi bilir
Ayette devamla şöyle buyrulur:
✓ “Allah, göklerdeki ve yerdeki her şeyi bilir.”
Bu, şu anlamı taşır:
Allah sizin kalbinizi, niyetinizi, imanınızın derinliğini, samimiyetinizi bilir.
Siz Allah’ı değil, Allah sizi öğretir.
Hucurât Suresi – 17. Ayet
“Müslüman olmalarını bir lütufta bulunmuş gibi sana hatırlatıyorlar. De ki: ‘Müslüman olmanızı bir lütuf gibi bana hatırlatıp durmayın. Tam tersine, eğer doğru kimselerseniz sizi imana erdirmesiyle Allah size lütufta bulunmuş oluyor.’”
Bu ayet, imanın alın terimizle kazanılmış bir başarı değil; Allah’ın bir ihsanı olduğunu bildirir.
- Müslümanlığını bir iyilik gibi sunmak
Bedevîler şöyle diyordu:
“Ya Muhammed, biz Müslüman olduk, sana destek olduk.
Bunu unutma.”
Bu, bugün de bazı insanlarda görülen bir tavırdır:
- “Biz olmasak bu iş olmazdı.”
- “Ben çok iyilik yaptım.”
- “Ben olgun bir Müslümanım.”
Ayet bu kibirli yaklaşımı şiddetle reddeder.
- Asıl lütuf Allah’ındır
Kur’an açıkça bildirir:
✓ “Allah sizi imana erdirmesiyle size lütufta bulunmuş oluyor.”
Bu şu demektir:
- İman bir nasiptir.
- Hidayet bir ikramdır.
- Müslümanlık bir şereftir.
- Kulluk, Allah’ın kuluna hediyesidir.
İnsan Müslüman olduğu için başkasına minnet ettiremez; bilakis Allah’a şükretmek zorundadır.
Hucurât Suresi – 18. Ayet
“Şüphesiz Allah, göklerin ve yerin gaybını bilir. Allah, yaptıklarınızı hakkıyla görendir.”
Bu ayet, sureyi derin bir tefekkürle bitirir.
- Allah her şeyi bilir
Gaybı bilmek yalnızca Allah’a mahsustur.
İnsanın görmediği, bilmediği, gelecekte olacak her şey Allah’ın ilmindedir.
Bu bilgi şu mesajı verir:
İmanınızın da, samimiyetinizin de, gizli hallerinizin de şahitliğini Allah yapmaktadır.
- Allah yaptıklarınızı görür
Bu, mümine iki duyguyu aynı anda verir:
- Sorumluluk: Her amelimiz kayıt altındadır.
- Teselli: Bir tek iyilik bile zayi olmaz.
Bu son ayet, sure boyunca verilen tüm ahlakî uyarıların ilahî bir mühürle tamamlanmasıdır.
SONUÇ: HUCURÂT NESLİ NASIL OLUR?
Bu son üç ayet bize şunu öğretir:
- İman kibirle olmaz.
- Müslümanlık bir lütuf iddiası değildir.
- Samimiyet esastır.
- Mümin, yaptığıyla övünmez; Allah’ın rahmetine sığınır.
- Her davranışın gerçek muhasebesi, Allah’ın huzurundadır.
Bugün Hucurât’ın son ayetlerini anlamış olduk.
BİR MEDENİYET İNŞASI: HUCURÂT SURESİ’NİN BÜTÜNCÜL MESAJI
Hucurât Suresi, sadece 18 ayetten oluşmasına rağmen, İslâm toplumunun adeta ahlâk anayasasıdır. Müminlerin Allah’a, Peygamber’e ve birbirlerine karşı nasıl bir duruş sergilemesi gerektiğini özenle öğretir. Bu sure, davranışlarımızı düzenleyen ilahî bir eğitim programıdır.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) döneminde yaşanan küçük gibi görünen hadiseler üzerine inmiş olsa da; hükümleri evrensel, mesajı zamansızdır. Çünkü insanlık değişir ama insan tabiatı değişmez. Kibir, acelecilik, zan, dedikodu, fitne, alay etme, bölünme gibi ahlakî zafiyetler dün olduğu gibi bugün de toplumları çökerten en büyük hastalıklardır.
ALLAH’A KARŞI EDEP VE SAYGI
Surenin başlangıç ayetleri, Müslümanın Allah ve Peygamber karşısında nasıl bir saygı içinde olması gerektiğini açıkça bildirir.
Dikkat edin; bu ayetlerde Allah önce duruşumuzu düzeltir.
Çünkü duruş bozuksa düşünce de bozuk olur, ahlak da bozulur.
Toplum içi ahlaki düzen
Ayetlerin ikinci bölümü ise müminlerin birbirleriyle ilişkilerine yöneliktir:
- Hızla hüküm vermeyin.
- Boş sözlere inanmayın.
- Fitneye düşmeyin.
- Kardeşlerinizin arasını düzeltin.
- Alay etmeyin.
- Lakap takmayın.
- Gıybet etmeyin.
- Zandan sakının.
Bu maddelerin her biri hem bireysel eğitim hem de sosyal barış için temel hükümler niteliğindedir.
Hucurât Suresi, adeta şunu söyler:
“Ahlakı olmayan toplum, ibadetle ayakta duramaz.”
İnsanı tarif eden ayet
Surenin 13. ayeti ise insanlık tarihinin en büyük eşitlik manifestosudur:
“Sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık…”
Ne üstünlük ırktadır ne kabilede ne renkte.
Tek üstünlük ölçüsü takvadır.
Bu ayet, modern dünyanın hâlâ çözemediği “ırkçılık, ayrımcılık, üstünlük iddiaları” sorununa ilahî bir çözüm sunar.
İmanın özü: Samimiyet
Son ayetler ise imanı davranışa bağlar.
İman sadece dille söylenen bir cümle değil; kalbe yerleşen, amelle ispatlanan bir bağlılıktır.
Bu nedenle sure şöyle biter:
- Allah her şeyi bilir.
- Allah gizliyi de açığı da görür.
- Allah’a karşı kibirlenmeyin.
- Müslüman olmayı kendinize paye çıkarmayın.
- İman Allah’ın bir lütfudur.
SON SÖZ: HUCURÂT NESLİ OLMAK
Hucurât Suresi, Müslümanı yeniden inşa eder:
- Edebimizi Allah’a göre belirler.
- Saygımızı Peygamber’e göre ayarlar.
- Ahlakımızı topluma göre güzelleştirir.
- Kimliğimizi takvaya göre şekillendirir.
Bu sureyi hayatının merkezine koyan her toplum, huzurun, adaletin ve kardeşliğin zirvesine çıkar.
Unutan toplum ise fitne, kavga, ayrılık ve yozlaşma içinde kaybolur.
Bugün Müslüman dünyasının yaşadığı tüm sıkıntıları düşündüğümüzde, Hucurât Suresi’nin mesajının ne kadar hayati olduğu daha da açık görünmektedir.
Dini yeniden Allah’ın istediği edep ölçülerine döndürmek; toplumu ise Kur’an ahlakıyla yeniden inşa etmek için bu sureyi hem okumak hem yaşamak zorundayız.
Uğur Kepekçi




