Viyana Teknik Üniversite’sinde 7-8 Şubat tarihlerinde gerçekleştirilen 11. Uluslararası Milli Ekonomi Modeli Kongresine 21 ülkeden 50’den fazla bilim adamı ve akademisyen katıldı.
Kongrenin kapanış konuşmasını ise Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Hüseyin Baş yaptı.
Sayın Hüseyin Baş’ın yaptığı konuşma 2 gün süren uluslararası kongredeki ilmi tebliğlerin bir özeti ve inşa edilen ulu bir yapının çatısı hükmündeydi. Her kelimesi çok önemli olan konuşmasını ana başlıklar halinde ele alacak ve geniş bir analiz sunacağız.
Hüseyin Baş konuşmasında şu ifadeleri kullandı:
Savaşlar Bir Talihsizlik Değil; Rezerv Para Saltanatı Sürsün Diye…
“Bugün dünyanın neresine bakarsanız bakın ister kavrulan topraklara ister patlayan bombalara, isterse mülteci akınlarına… Gördüğünüz tüm bu felaketlerin tek bir ortak sicil kaydı vardır: Sömürgeci ekonomi sistemi! Savaşlar bir talihsizlik değil; rezerv para saltanatı sürsün diye çıkarılan planlı cinayetler! Güvenlik sorunları bir tesadüf değil; ekmeği adil bölüşemeyenlerin, huzuru silahta arama zavallılığıdır! Bugün dünyada yaşananlar tek kutuplu bir dünya düzeninin baskı ve korku politikalarıyla ayakta tutulma çabasının sonuçlarıdır. Bu tiyatronun elbet bir gün sona ereceği beklenen bir şeydi. Ama artık o beklenen günün şafağındayız. Yangını başlatanın bu modelin sahibi, Prof. Dr. Haydar Baş olduğunu hatırlatmak gerekir…”
Dünya, uzun zamandır yaşadığı felaketleri “kader”, “jeopolitik gerilim” ya da “kaçınılmaz güvenlik riskleri” başlıkları altında okumaya alıştırıldı. Oysa Viyana’da konuşan BTP Genel Başkanı Hüseyin Baş, bu aldatıcı perdeleri bir bir aralayan net bir cümle kurdu: “Savaşlar bir talihsizlik değil; rezerv para saltanatı sürsün diye çıkarılan planlı cinayetlerdir.” Bu ifade, yaşananların tesadüf değil; sistematik bir ekonomik düzenin zorunlu sonucu olduğunu yüzümüze çarpıyor.
Bugün yeryüzünün neresine bakarsanız bakın; kuraklıkla kavrulan coğrafyalar, bombalarla yıkılan şehirler, yollara düşmüş milyonlarca insan… Hepsinin ortak bir sicil kaydı var: Sömürgeci ekonomi sistemi. Hüseyin Baş’ın altını çizdiği gibi mesele sadece silah, sınır ya da ideoloji meselesi değil; asıl mesele, dünyayı tek merkezden yöneten rezerv para düzeninin sürdürülebilirliğidir. Parayı basan, gücü de belirliyor; gücü belirleyen ise savaşı nerede, ne zaman çıkaracağına karar veriyor.
Rezerv para sistemi; emeği, üretimi ve insanı merkeze alan bir ekonomik yapı değil, tam aksine krizle beslenen bir tahakküm düzenidir. Bu sistem, barış zamanlarında borçlandırarak, savaş zamanlarında ise silahlandırarak ayakta kalır. Küresel ölçekteki her gerilim, rezerv para sahipleri için yeni bir finansman alanı, yeni bir borç döngüsü ve yeni bir bağımlılık ilişkisi doğurur. Bu nedenle savaşlar bu düzen için bir arıza değil; işleyişin ta kendisidir.
“Güvenlik sorunu” diye sunulan her kriz, aslında adil paylaşımın reddinin bir sonucudur. Ekmeği bölüşemeyenler, huzuru silahta arar. Bu yüzden bugün güvenlik kavramı; insanı koruyan değil, sistemi koruyan bir aparata dönüşmüş durumdadır. Tek kutuplu dünya düzeni, baskı ve korku politikalarıyla ayakta tutulmaya çalışılmaktadır. Ancak bu düzen artık kendi ağırlığını taşıyamıyor; çatlaklar büyüyor, sahne dekoru dökülüyor.
Hüseyin Baş’ın konuşmasında dikkat çeken bir diğer önemli vurgu ise, bu gidişatın yeni olmadığı gerçeğiydi. Bugün yaşananların fikrî altyapısı yıllar önce deşifre edilmişti. Rezerv para düzenine karşı ekonomik bir itiraz geliştiren, sömürgeci modele alternatif bir sistem ortaya koyan Prof. Dr. Haydar Baş, bu çarpık düzenin insanlığı nereye sürükleyeceğini çok daha önce ortaya koymuştu. Bugün yaşananlar, o tespitlerin birer teyidinden ibarettir.
Viyana’da yapılan bu konuşma, yalnızca güncel krizlere dair bir değerlendirme değil; çöken bir dünya düzeninin teşhiri ve yeni bir iktisadî arayışın ilanıdır. Sahne hâlâ kuruludur, aktörler rollerini oynamaktadır; fakat perde arkasındaki hakikat artık gizlenemiyor. Ve görünen odur ki, rezerv para saltanatı, kendi ürettiği yangının küllerinde tükenmektedir.
(Devam edecek…)
Uğur Kepekçi




