Hüseyin Baş’ın Viyana konuşması analizi -5-

“Prof. Dr. Haydar Baş bu oyunu bozdu ve haykırdı: ‘İnsanın ihtiyaçları sınırlıdır, sınırsız olan kapitalizmin doymak bilmeyen ihtiraslarıdır! Şimdi buradan o küresel sisteme, o bir avuç seçkine soruyorum: Siz nasıl bir sistem kurdunuz ki; bir avuç elitin, bir avuç güç sahibinin ucu bucağı olmayan, ‘sınırsız’ ihtiraslarını doyurmak için milyarlarca insanı açlığa mahkûm ettiniz? Bir ekonomik sistem, üç-beş kişinin şahsi servetine servet katmak için, koca bir insanlığı çöpe atmaya nasıl cüret edebilir? Sizin ‘sınırsız ihtiyaç’ dediğiniz şey, aslında sömürüye uydurduğunuz kılıftır!”

Kapitalist düzen, kendini ayakta tutabilmek için yalnızca piyasaları değil; kavramları da tahrif eder. Gerçekler ters yüz edilir, sorumlular görünmez kılınır. İşte “sınırsız ihtiyaç” söylemi de bu büyük aldatmacanın merkezinde durur. Prof. Dr. Haydar Baş, bu oyunu yıllar önce bozmuş ve insanlığın yüzüne hakikati haykırmıştır: “İnsanın ihtiyaçları sınırlıdır, sınırsız olan ihtiraslarıdır!”

Bu cümle, yalnızca bir ekonomik tespit değil; küresel bir vicdan çağrısıdır. Çünkü bugün dünyada açlık çeken milyarlarca insanın sebebi, ihtiyaçların çokluğu değildir. Sorun; bir avuç seçkinin, bir avuç güç sahibinin, ucu bucağı olmayan ihtiraslarının kutsanmasıdır. Hüseyin Baş’ın Viyana’daki konuşmasında sorduğu o yakıcı sorunun cevabı Milli Ekonomi Modeli içindedir: “Siz nasıl bir sistem kurdunuz ki, birkaç kişinin sınırsız ihtiraslarını doyurmak için milyarlarca insanı açlığa mahkûm ettiniz?”

Gerçekten de sorulması gereken budur. Bir ekonomik sistem, üç-beş kişinin servetine servet katmak uğruna, koskoca bir insanlığı gözden çıkarmaya nasıl cüret edebilir? Bugün dünya nüfusunun önemli bir kısmı temel gıdaya ulaşamazken, diğer tarafta servetler hiçbir emek karşılığı olmadan katlanıyorsa; burada bir “ihtiyaç” meselesinden değil, açık bir ahlâk çöküşünden söz etmek gerekir.

Kapitalizm, kendi ihtiraslarını gizlemek için “insan ihtiyaçları sınırsızdır” yalanına sığınır. Oysa bu söylem, sömürüye uydurulmuş ince bir kılıftan başka bir şey değildir. İnsan doyar, insan yeter der, insan kanaat edebilir. Ama sistem doymak bilmez. Çünkü bu sistemin merkezinde insan yoktur; kâr vardır. Kâr büyüdükçe iştah artar, iştah arttıkça yıkım derinleşir.

Prof. Dr. Haydar Baş’ın ortaya koyduğu Milli Ekonomi Modeli, bu noktada yalnızca ekonomik değil; insani bir itirazdır. MEM, insanı sınırsız tüketici olarak değil; sınırlı ihtiyaçlara sahip, onurlu bir varlık olarak kabul eder. Devletin görevi, ihtirasları beslemek değil; adaleti tesis etmektir. Bu yüzden MEM, bir avuç elitin çıkarı için değil; toplumun tamamının refahı için tasarlanmıştır.

Bugün yaşanan küresel krizler, savaşlar ve yoksulluk dalgaları; yanlış para politikalarının ötesinde, yanlış bir insan tanımının ürünüdür. İnsanı hırsla tanımlayan bir sistem, sonunda hırsın esiri olur. Hüseyin Baş’ın Viyana’dan yükselttiği ses, işte bu esarete karşıdır.

Artık soru şudur: İnsanlık, bir avuç seçkinin ihtirasları uğruna daha ne kadar bedel ödeyecek? Ve daha da önemlisi; bu yalanın farkına varmışken, hâlâ susmak mümkün müdür? Görünen odur ki, bu düzenin en çok korktuğu şey; hakikatin yüksek sesle söylenmesidir. Ve o hakikat, artık gizlenemeyecek kadar açıktır.

(Devam edecek…)

Önerilen Makale

Hüseyin Baş’ın Viyana konuşması analizi -1-

Viyana Teknik Üniversite’sinde 7-8 Şubat tarihlerinde gerçekleştirilen 11. Uluslararası Milli Ekonomi Modeli Kongresine 21 ülkeden …