“İşte Milli Ekonomi Modeli bu yüzden bir zorunluluktur. Biz, o bir avuç elitin bitmek bilmeyen iştahını değil; 8 milyar insanın ‘sınırlı’ ama ‘onurlu’ ihtiyaçlarını karşılamak için varız. Dünya ekonomisi bugün devasa bir illüzyonun pençesinde kıvranıyor. Rezerv para sistemi adı altında, bir ülkenin matbaasında bastığı karşılıksız kâğıtlar, tüm insanlığın emeğini ve alın terini sömüren bir vakuma dönüştü. Sonuç ne? Dünya genelinde 350 trilyon dolara ulaşan, ödenmesi matematiksel olarak imkânsız bir borç stoğu! Devletler borç batağında, halklar sefalet içinde, milli bütçeler ise faiz lobilerinin elinde rehin tutuluyor. Ancak bu yağma düzeni, Milli Ekonomi Modeli’nin “Milli Paralarla Ticaret” devrimiyle sarsılmıştır. 2005 yılında Milli Ekonomi Modeli dünyaya deklare edildiğinde statüko milli paralarla ticareti marjinal bulmuştu. Ancak 2013 yılında Rusya’da yapılan o tarihi sunumun ardından dünya ekonomisi sessiz bir devrime şahitlik etmiştir.”
Artık mesele bir tercih meselesi olmaktan çıkmıştır. Bugün dünyada yaşanan ekonomik, sosyal ve siyasal krizler göstermiştir ki; mevcut sistemle devam etmek mümkün değildir. Hüseyin Baş’ın Viyana’daki konuşmasında net bir şekilde ifade ettiği gibi, “Milli Ekonomi Modeli bu yüzden bir zorunluluktur.” Çünkü bu model, bir avuç elitin bitmek bilmeyen iştahını doyurmak için değil; 8 milyar insanın sınırlı ama onurlu ihtiyaçlarını karşılamak için vardır.
Dünya ekonomisi bugün devasa bir illüzyonun pençesinde kıvranmaktadır. “Rezerv para sistemi” adı altında, bir ülkenin matbaasında bastığı karşılıksız kâğıtlar; tüm insanlığın emeğini ve alın terini yutan küresel bir vakuma dönüşmüştür. Parayı basan kazanmakta, üreten ise kaybetmektedir. Bu çarpık düzenin doğal sonucu olarak dünya genelindeki borç stoğu 350 trilyon dolara ulaşmıştır. Bu rakam, yalnızca büyük değil; matematiksel olarak da ödenmesi imkânsızdır.
Bugün devletler borç batağında, halklar sefalet içinde, millî bütçeler ise faiz lobilerinin elinde rehin tutulmaktadır. Ülkeler, kendi vatandaşlarına hizmet etmek için değil; borçlarını çevirebilmek için ekonomi yönetir hâle gelmiştir. Sosyal devlet anlayışı tasfiye edilmiş, kamu kaynakları faiz ödemelerine kurban edilmiştir. İşte bu tablo, sistemin reformla değil; kökten bir değişimle aşılabileceğini göstermektedir.
Milli Ekonomi Modeli’nin farkı tam da burada ortaya çıkar. Bu model, borç ve faiz sarmalını sistemin merkezinden çıkarır. Rezerv para tahakkümüne karşı, “Milli Paralarla Ticaret” devrimini ortaya koyar. Bu yaklaşım, yalnızca teknik bir ticaret önerisi değil; ekonomik bağımsızlığın ilanıdır. Kendi parasını kullanan ülkeler, kendi kaderleri üzerinde söz sahibi olur.
2005 yılında Milli Ekonomi Modeli dünyaya deklare edildiğinde, statüko bu yaklaşımı küçümsemiş; milli paralarla ticareti “marjinal” olarak nitelendirmişti. O gün alay edilen bu fikir, 2013 yılında Rusya’da yapılan tarihi sunumun ardından küresel ölçekte ciddiyetle tartışılmaya başlanmıştır. Bugün ise aynı merkezler, istemeyerek de olsa bu yola yönelmek zorunda kalmaktadır. Dünya ekonomisi, sessiz ama derin bir kırılmaya şahitlik etmektedir.
Bu noktada Prof. Dr. Haydar Baş’ın yıllar önce ortaya koyduğu vizyonun ne kadar isabetli olduğu daha net görülmektedir. Milli Ekonomi Modeli, bugünün krizlerine sonradan verilmiş bir cevap değil; bu krizlerin geleceğini önceden gören bir aklın ürünüdür. Hüseyin Baş’ın Viyana’dan yükselttiği çağrı da bu sürekliliğin bugünkü ifadesidir.
Artık soru şu değildir: “Bu model uygulanabilir mi?” Asıl soru şudur: Bu model uygulanmadan dünya daha ne kadar dayanabilir? Mevcut düzen; borç, faiz ve savaş üreterek ayakta kalmaya çalışmaktadır. Oysa insanlığın ihtiyacı; adalet üreten, emeği koruyan ve onuru merkeze alan bir düzendir.
Milli Ekonomi Modeli, işte bu yüzden bir seçenek değil; bir zorunluluktur. Çünkü çöken bir sistemin karşısında, ayakta duran tek alternatif; hakikatin kendisidir.
(Devam edecek…)
Uğur Kepekçi




