“Bu cümleyi lütfen not edin. Bu cümle, 21. yüzyılın iktisat manifestosudur. Mevcut sistemler “Üretim yaparsan değerlisin” der. MEM ise “Var olduğun için değerlisin, tükettiğin için ekonomiye katkı sağlıyorsun” der. Çünkü tüketim olmazsa üretim durur. Talep olmazsa arzın hiçbir anlamı yoktur. Demek ki insanın tüketim kabiliyeti her zaman diri olmalıdır. Ve dünyanın birçok yerinde yapılan deneyler de ispat ediyor ki insanlara verilen para ekonomiyi büyütüyor. Bugün Silikon Vadisi guruları ve Batılı iktisatçılar ağız birliği etmişçesine “Evrensel Temel Gelir” (Universal Basic Income – UBI) diyorlar”
Bu cümleyi özellikle not etmek gerekir. Çünkü bu ifade, yalnızca bir ekonomik yaklaşım değil; 21. yüzyılın iktisat manifestosudur. Hüseyin Baş’ın Viyana’daki konuşmasında vurguladığı bu bakış açısı, insanı merkeze alan ekonomi ile insanı araçsallaştıran ekonomi arasındaki farkı berrak biçimde ortaya koymaktadır.
Mevcut sistemler insana şunu söyler: “Üretim yaparsan değerlisin.” Yani çalışabildiğin, üretebildiğin, kâr sağlayabildiğin sürece varsın. İş gücün düştüğünde, yaşlandığında, hastalandığında ya da sistemin çarkları arasında ezildiğinde; değer de anlam da ortadan kalkar. İnsan, rakama indirgenir. Oysa Milli Ekonomi Modeli (MEM), bu anlayışı kökten reddeder ve şu ilkeyi ortaya koyar: “Var olduğun için değerlisin, tükettiğin için ekonomiye katkı sağlıyorsun.”
Bu yaklaşım, ekonominin temel bir gerçeğine dayanır: Tüketim yoksa üretim durur. Talep yoksa arzın hiçbir anlamı yoktur. Fabrikalar, makineler, yatırımlar; ancak insanın talebi varsa işler. O hâlde ekonominin kalbi üretimde değil; insanın tüketim kabiliyetindedir. İnsan ayakta değilse, ekonomi de ayakta kalamaz. Bu kadar basit, bu kadar nettir.
Milli Ekonomi Modeli, insanın tüketim kabiliyetinin her zaman diri tutulması gerektiğini savunur. Çünkü tüketemeyen insan, yalnızca yoksullaşmaz; sistem dışına itilir. İşte bu noktada MEM, devleti pasif bir seyirci olmaktan çıkarır; piyasayı düzenleyen, talebi canlı tutan aktif bir aktöre dönüştürür. İnsana verilen her destek, ekonomiye yapılmış bir yatırımdır.
Bugün dünyanın birçok yerinde yapılan uygulamalar da bu gerçeği doğrulamaktadır. İnsanlara doğrudan verilen paranın ekonomiyi büyüttüğü, iç talebi canlandırdığı ve üretimi artırdığı artık inkâr edilemez bir vakıadır. Bu yüzden bugün Silikon Vadisi’nin “vizyonerleri” ve Batılı iktisatçılar, ağız birliği etmişçesine “Evrensel Temel Gelir” (Universal Basic Income – UBI) kavramını savunmaktadır. Dün “hayal” denilen şey, bugün sistemin kurtuluş reçetesi olarak sunulmaktadır.
Ancak burada tarihî bir gerçeğin altını çizmek gerekir: Prof. Dr. Haydar Baş, bu yaklaşımı yıllar önce Milli Ekonomi Modeli’nde ortaya koymuştur. Bugün Batı’nın yeni keşfetmiş gibi sunduğu bu fikir, MEM’in insan merkezli iktisat anlayışının gecikmiş bir itirafıdır. Hüseyin Baş’ın işaret ettiği gibi, dünya dönüp dolaşıp bu hakikate gelmiştir.
Bu anlayış, insanı yalnızca tüketen bir varlık olarak da görmez; onu onurlu bir özne olarak kabul eder. İnsan, yardım alan bir yük değil; ekonominin asli unsurudur. Ona verilen her imkân, üretim çarkını döndüren bir güçtür. MEM’in farkı, insanı sisteme hizmet eden bir araç değil; sistemin varlık sebebi olarak tanımlamasıdır.
Bugün ekonomik krizlerin temelinde yanlış finans araçlarından çok, yanlış insan tanımı yatmaktadır. İnsanı “ürettikçe var olan” bir makineye indirgeyen anlayış çökmüştür. Yerine, “var olduğu için değerli” olan insanı merkeze alan bir iktisat gelmektedir. Milli Ekonomi Modeli, bu dönüşümün adıdır.
Görünen odur ki, yeni yüzyılın ekonomisi; insanı yok sayarak değil, insanı yaşatarak ayakta kalacaktır. Ve bu hakikat, artık yalnızca bir modelin değil; küresel bir uyanışın ortak cümlesi hâline gelmiştir.
(Devam edecek…)
Uğur Kepekçi




