Biz ise diyoruz ki: Hayır! İnsanın mülkiyeti de olacak, işi de olacak, aşı da olacak, onuru da olacak. Bunun tek yolu Prof. Dr. Haydar Baş’ın Millî Ekonomi Modeli’dir.”
Dünya bugün yalnızca ekonomik bir krizden değil, derin bir insanlık krizinden geçiyor. Küresel ölçekte büyüyen belirsizlik, savaşlar ve ekonomik çöküşlerle sınırlı değil; aynı zamanda insanın geleceğine dair karanlık bir tasavvur dayatılıyor. Hüseyin Baş’ın dikkat çektiği gibi, bu yeni dönemin adı giderek daha sık telaffuz ediliyor: Teknofeodalizm. Yani teknoloji şirketlerinin krallığı, dijital derebeylikler çağı.
Bu yeni düzende insana biçilen rol son derece net: Mülksüz, işsiz, bağımlı ve sessiz bir kitle. “Mülkiyetiniz olmayacak ve mutlu olacaksınız” sloganı, artık bir komplo teorisi değil; küresel elitlerin açık bir vaadi hâline gelmiştir. Sahip olmanın değil, erişmenin; çalışmanın değil, yetinmenin; düşünmenin değil, itaat etmenin yüceltildiği bir dünya tasarlanıyor. Bu söylem, insanla alay eden bir kibrin ürünüdür.
İşte bu noktada Hüseyin Baş’ın Viyana’dan yükselttiği itiraz, yalnızca ekonomik değil; varoluşsal bir reddiyedir: “Hayır! İnsanın mülkiyeti de olacak, işi de olacak, aşı da olacak, onuru da olacak.” Bu cümle, yeni çağın dayatmalarına karşı çizilmiş net bir sınırdır. Çünkü mülkiyet, yalnızca mal edinmek değildir; özgürlüğün teminatıdır. İş, yalnızca gelir kapısı değil; insanın hayata tutunma biçimidir. Aş, yalnızca karın doyurmak değil; yaşam hakkıdır. Onur ise bunların hepsinin üzerinde, vazgeçilmez bir değerdir.
Teknofeodal düzen, insanı üretimden kopararak pasif bir tüketiciye; mülkiyetten uzaklaştırarak bağımlı bir kullanıcıya dönüştürmek ister. Böylece kontrol kolaylaşır, itiraz zorlaşır. Dijital platformlara mahkûm edilen insan, kendi hayatı üzerinde söz söyleme yetisini kaybeder. Bu, modern bir kölelik biçimidir.
Prof. Dr. Haydar Baş’ın ortaya koyduğu Milli Ekonomi Modeli (MEM), bu karanlık senaryoya karşı insanı merkeze alan güçlü bir alternatiftir. MEM, insanın mülkiyet hakkını kutsar, çalışmayı teşvik eder, üretimi destekler ve sosyal güvenliği devletin asli görevi kabul eder. İnsanı sadakayla değil; hakla yaşatır. Bu yönüyle MEM, yalnızca bir ekonomik model değil; insan onurunun iktisadî teminatıdır.
Hüseyin Baş’ın vurgusu bu yüzden hayati önemdedir. Bugün insanlığa “hiçbir şeye sahip olmayacaksın” denirken, MEM tam tersini savunur: Sahip olacaksın, üreteceksin, çalışacaksın ve onurunla yaşayacaksın. Çünkü mülksüzleştirilmiş bir insan, özgür olamaz. İşsiz bırakılmış bir toplum, güçlü olamaz. Onuru zedelenmiş bir millet, ayakta kalamaz.
Geldiğimiz noktada tercih nettir. Ya teknoloji baronlarının çizdiği mülksüz, sessiz ve bağımlı bir geleceğe razı olunacaktır; ya da insanı yaşatan, emeği koruyan ve onuru esas alan bir iktisadî düzen inşa edilecektir. Milli Ekonomi Modeli, bu ikinci yolun adıdır.
Ve artık şu gerçek açıkça görülmektedir: İnsanlık, kendisine reva görülen bu yeni feodalizmi kabul etmek zorunda değildir. Çünkü “Hayır” deme cesareti hâlâ vardır. Ve bu cesaretin arkasında, insanı insan olarak gören bir model durmaktadır.
(Devam edecek…)
Uğur Kepekçi




