İlmihal hayata nasıl taşınır?

İlmihalimizi kaybettiğimizi konuştuk. Ardından ilmihalin kitapta kalmasının doğurduğu boşluğu ve bunun toplumsal bedelini ele aldık. Şimdi zincirin son halkasındayız: Peki, ilmihal hayata nasıl taşınır?

Bu sorunun cevabı zannedildiği kadar karmaşık değildir. İlmihali hayata taşımak; büyük laflar etmekten, uzun cümleler kurmaktan ya da herkesi düzeltmeye çalışmaktan önce, insanın kendi hayatında ölçüyü yeniden inşa etmesiyle başlar. Çünkü ilmihal, en başta “başkasına” değil, “kendine” hitap eder.

İlmihalin hayata taşınması, bilginin davranışa dönüşmesiyle mümkündür. Bildiğini yaşamayan insan, bilmediğinden değil; bildiğini ertelediğinden kaybeder. Oysa İslâm ahlâkı, bilgiyi yük değil, sorumluluk olarak görür. Öğrenilen her hüküm, hayatta bir karşılık bulmak zorundadır.

Bu dönüşüm önce niyette başlar. İnsan yaptığı işi sadece “kârlı mı?” diye değil, “doğru mu?” diye de sorgulamaya başladığında ilmihal hayata inmeye başlar. Alışverişte ölçüye dikkat etmek, kazançta şüpheli olandan kaçınmak, makamdayken adaleti elden bırakmamak, söz verirken tutamayacağı vaatte bulunmamak…

Bunların her biri ilmihalin hayattaki karşılığıdır.

İlmihali hayata taşımanın bir diğer yolu da dini parçalı değil, bütüncül yaşamaktır. İbadeti ahlâktan, ahlâkı ticaretten, ticareti kul hakkından ayırdığımızda ilmihal işlevsizleşir. Oysa iman, ibadet, ahlâk ve muamelat bir bütündür. Birindeki eksiklik diğerini de zedeler.

Unutmamak gerekir ki ilmihal, sadece bireysel bir hassasiyet meselesi değildir; toplumsal bir inşa aracıdır. Evde öğrenilen, sokakta yaşanan, işte uygulanan ilmihal; güveni, adaleti ve huzuru besler.

İnsanlar birbirine “ne kazanırım?” gözüyle değil, “neye riayet etmeliyim?” bilinciyle baktığında toplum nefes almaya başlar.

Bugün belki de en çok ihtiyacımız olan şey, daha fazla bilgi değil; bildiğimizle yüzleşme cesaretidir. İlmihali hayata taşımak; kusursuz olmak değil, ölçüyü kaybetmemeye gayret etmektir. Hata yapmamak değil, hatayı meşrulaştırmamaktır.

Sonuç olarak; ilmihal kitapta kaldığında bilgi artar ama mesafe büyür. Hayata indiğinde ise insan kendine yaklaşır, topluma yaklaşır, hakikate yaklaşır. Yeniden yolumuzu bulmak istiyorsak, ilmihali raflardan indirip hayatın tam ortasına koymak zorundayız. Çünkü yol, ancak ölçüyle yürünür.

Ayrıca şunu da açıkça ifade etmek gerekir ki ilmihali hayata taşımak, bir “kusursuzluk iddiası” değil; bir istikamet meselesidir. Bugün herkesin hatası olabilir, eksikleri bulunabilir. Asıl tehlike, hatayı normalleştirmek ve ölçüsüzlüğü hayat tarzı hâline getirmektir.

İlmihal; insanı hatasız kılmak için değil, hatayla yüzleşecek bir vicdan diri tutmak için vardır. Bu vicdan diri kaldıkça, toplum da kendini onarma imkânı bulur. Aksi hâlde kitaplarda kalan her doğru, hayatta karşılığını bulamadığı ölçüde sadece bilgi olarak kalır; insanı ve toplumu ayağa kaldırmaz.

Önerilen Makale

Affedilmek sorumluluğu beraberinde getirir

Bu makalede de biraz aftan sonra sorumluluğun başladığı dönemden bahsedelim. Çünkü burada ince bir hesap …