Bir önceki yazıda, ilmihalimizi kaybettiğimizi ve bu kaybın bizi nasıl yolumuzdan saptırdığını konuşmuştuk. Bugün ise daha can yakıcı bir soruyla yüzleşmek zorundayız: İlmihal bilgisi sadece kitaplarda kalır, hayata dokunmazsa ne olur?
Cevabı aslında etrafımıza baktığımızda açıkça görüyoruz. Raflarda duran, sayfaları sararmış ilmihaller var; fakat sokakta, pazarda, ticarette, makamda ve günlük ilişkilerde bu bilgilerin izine pek rastlanmıyor. Bilgi var ama tatbikat yok. Ezber var ama şuur eksik.
İlmihal; sadece abdestin nasıl alınacağını, namazın nasıl kılınacağını öğreten bir metin değildir. Aynı zamanda alışverişte ölçüyü, kazançta sınırı, sözde doğruluğu, emanette sadakati öğretir. Kitapta kalıp hayata taşınmayan ilmihal, kişiye sorumluluk yüklemez; sadece bilgi yükler. Bilgi sorumluluğa dönüşmediğinde ise insanı olgunlaştırmaz, aksine rahatlatır. “Biliyorum” demekle yetinen ama gereğini yapmayan bir dindarlık türü ortaya çıkar.
Bugün en çok da bu çelişkiyi yaşıyoruz. İnandığını söyleyen ama ölçüsüz davranan, haramdan sakındığını ifade eden ama kazancını sorgulamayan, ahlâktan söz eden ama pratiğinde eksik kalan bir tabloyla karşı karşıyayız. İlmihal kitapta duruyor; hayat ise kendi bildiği gibi akıyor.
Oysa İslâm, bilginin davranışa dönüşmesini ister. İtikadın amelle, amelin ahlâkla tamamlanmadığı bir dindarlık anlayışı eksiktir. İlmihal hayata inmediğinde; ibadetler şekle, ahlâk söyleme, helâl-haram ise yoruma dönüşür. İşte o zaman da herkes kendine göre bir ölçü üretir.
İlmihalin kitapta kalmasının en ağır bedelini ise toplum öder. Güven duygusu zayıflar, adalet hissi yara alır, birlikte yaşama kültürü bozulur. Çünkü ilmihal; bireyi sadece Allah’a karşı değil, insana karşı da sorumlu kılan bir bilinçtir.
Daha da vahimi, ilmihalin hayattan çekildiği yerde yanlışlar zamanla yadırganmaz hâle gelir. Ölçüsüzlük sıradanlaşır, ihlaller konuşula konuşula normalleşir. İnsanlar yaptıklarını savunmak için hakikati değil, mazereti büyütür. İşte bu noktada sorun cehalet olmaktan çıkar; bilip de yaşamamanın doğurduğu bir savrulmaya dönüşür.
Bugün yeniden sormamız gereken soru şudur: Bildiklerimiz hayatımıza ne kadar yansıyor? Okuduklarımız davranışımıza ne kadar sirayet ediyor? Eğer ilmihal, sadece okunup kapatılan bir metin olarak kalıyorsa, yolumuzu kaybetmemiz kaçınılmazdır.
Toplum olarak yeniden istikamet kazanmak istiyorsak; ilmihali raflardan indirip hayata taşımak zorundayız. Çünkü ilmihal kitapta kaldıkça bilgi artar ama huzur azalır. Hayata indiğinde ise ölçü gelir, denge gelir ve bereket yeniden yolunu bulur.
Uğur Kepekçi




