İnsanoğlu dünya sahnesine gönderildiği günden bu yana hayatını sürdürebilmenin yollarını araştırmıştır. Gözlemlediği şeylerin en iyisine sahip olmak, onu kendi arzusuna göre kullanmak istemiş; belli bir ölçüye göre davranmadığı takdirde de sıkıntılar, kavgalar ve neticesinde mutsuz bir yaşam ortaya çıkmıştır.
Madem hayat sürmektedir, o hâlde hayatın belli bir ölçü dâhilinde olması lazımdır. Bu ölçünün de genelgeçer bir standardı bulunmalıdır. Toplum olarak genel manzaramıza baktığımızda ise hiç de iç açıcı bir tabloyla karşılaşmıyoruz. Tabiri caizse “batman çağıla karışmış”, “kimin eli kimin cebinde” bir hâl almıştır.
Peki, neden bu hâllere düştük? Halimizin ilmini bilmez olduk da ondan.
Halimizin ilmi derken kastettiğimiz şey, ilmihal bilgisidir. İlmihal; herkesin kendi bulunduğu duruma göre bilmesi gereken temel ölçüler demektir. Şimdi kendimize şu soruyu sormalıyız: Yaptığımız işin, icra ettiğimiz mesleğin, elde ettiğimiz kazancın ilmini kaç kişi gerçekten biliyor? Doğrusunu eğrisini, helalini haramını, ahlâkî sınırlarını ne kadar insan öğrenme zahmetine giriyor?
İnsanlar bir işe kalkışmadan önce kârını ve zararını hesapladığı gibi, helalini ve haramını da araştırmak zorundadır. İşte bu bilgi “ilmihal”dir. İlmihalini bilen insan, ona göre tavır alır; hataya düşmemek için daha dikkatli davranır.
Mensup olmaktan şeref duyduğumuz İslâm dini, insan hayatının tamamını kuşatan bir nizam sunar. Onun kapsamı dışında kalan hiçbir alan yoktur.
İslâm dininin hükümleri esas itibarıyla dört ana başlıkta ele alınır: İtikada ait hükümler, ibadetlere ve amellere ait hükümler, helâl-haram ile mubah ve mekruhlara ait hükümler ve ahlâka dair hükümler.
Eğer daha huzurlu bir toplum, daha güvenli bir hayat ve daha bereketli bir kazanç arzu ediyorsak; işe önce içinde bulunduğumuz hâlin ilmini öğrenerek başlamalıyız. Yapacağımız işin ahlâkî yönünü, helalini-haramını, hukuka uygunluğunu iyice araştırmadan atılan her adım, yeni sorunların kapısını aralamaktan başka bir netice doğurmaz.
Bugün yaşadığımız pek çok bireysel ve toplumsal krizin temelinde de bu bilinç kaybı yatmaktadır. Ölçü kaybolduğunda vicdan susmakta, vicdan sustuğunda adalet zedelenmektedir.
Oysa ilmihal; insanı sınırda tutan, taşırmayan ve sorumluluk bilinci kazandıran bir rehberdir. Toplum olarak yeniden istikamet kazanmak istiyorsak, önce kaybettiğimiz ilmihalimizi bulmak ve onu hayatın merkezine yeniden yerleştirmek zorundayız.
Uğur Kepekçi




