Prof. Dr. Haydar Baş Hocamızın sohbetleri makaleleri yazdığı kitapları gerçekten de her çağın insanı için çözüm içeren bilgiler olduğunu bilmeyen yoktur.
İşinin ehli bilgili ve donanımlı bir kadro tarafından kurulan Prof. Dr. Haydar Baş Enstitüsün internet sitesinde güzel bir arşiv çalışması yapılmaktadır.
Bu arşivden her ihtiyaç sahibi gibi bizler de istifade ediyoruz. Arada bir de sizlerle bu bilgileri paylaşmaya çalışıyoruz.
Aşağıda Prof. Dr. Haydar Baş Hocamızın güzel bir sohbetini sunuyorum. Rabbim istifade etmeyi nasip eylesin.
“Mevlana Kaddesallâhu Sirrehû Aziz Hazretlerinin bu manada çok güzel bir hikâyesi vardır. Adamın bir tanesi Hindistan’a gidiyor, evinde dudu kuşu var. Demiş “Hey dudu, ben Hindistan’a giderim. Ne dersin ne istersin benden?” Dudu der ki “Hiçbir şey istemem ve lakin vardığın zaman o memlekete benim arkadaşım olan dudulara selamımı götür demiş.”
Hindistan’a ilk gittiğinde koskocaman bir selvi ağacı, ağacın tepesinde bir dudu kuşu.” Hey dudu, benim evdeki dudunun sana selamı var” diye nida ettiğinde ne görsün? Dudu ölmüş, yuvarlana yuvarlana yere düşmüş. “Allah Allah” demiş.
“Keşke benim dudunun selamını getirip de bu hayvancağızın ölümüne sebep olmasaydım.” Ama bir türlü de kafası bunu idrak edememiş. “Nedir bu?” diye. Tekrar evine dönünce kafesinin başına gider der ki, “hey dudu, senin selamını götürmesine götürdüm ama arkadaşına bu selamı verdiğim zaman bir de ne göreyim? Dudu ölür, yere düşer, ağaçtan yere düşer, çok üzüldüm” der.
Bunu anlatırken sözü bittikten sonra kafesine döner bakar ki kendi dudusu da ölmüş. “Eyvah, keşke buna bunu da anlatmasaydım” der. Elini kafese uzatır, duduyu alır, pencereyi açar, dışarıya bırakır.
Bir de ne görsün? Bıraktığı dudu uçmaya başlar. Mevlana buyuruyor ki, duduya sorar mal sahibi. “Hey dudu, uçmasına uçtun ya, neydi bunun hikmeti, sebebi söyler misin bana?”
Dudu da demiş ki “Ben seninle selam gönderdiğim arkadaşıma demiştim ki, demek istemiştim ki, sen dışarıdasın, benim gibi kafeste değilsin. Böyle nasıl hür oldun? Uçarsın.”
O da bana hal diliyle dedi ki “Bak ben öldüm, kurtuldum.” Öldü, bana onu, o haberi gönderdi. “Sen de öl kurtul” diye bana mesaj gönderdi. “Ben öldüm, kurtuldum.” Şimdi der, “ey dost sen de beden kafesinden kurtulmak ister misin?
Ruhunun hürriyetinin yüce doruğuna çıkmak ister misin? Sen de şu nefsani arzularını öldür de öyle kurtul. Ancak öyle kurtulabilirsin” der. Ve Hazret ilave eder. “A güzellik vurgunu, yol nereye? Açıldı işte beden kafesinin kapısı. Uç ey kuş, öz cevherine uç. İşte acı su, işte bataklık, işte ölmezlik, işte hürriyet. Canın yüce doruğuna uç.” Yani o mutlak hakikat öyle bir noktada ki orası en âlâ, en üstün makam, oraya doğru uç. Oraya gittin mi hürriyeti buluyorsun.
“Niye bu çanak çömlekle, dünya ile meşgul olup da kendini hırpalıyorsun” demek istiyor. Hazreti Mevlana.
Şimdi “ölmeden evvel ölmek” demek, çanak çömlekle uğraşmayı terk etmektir. Kalbinizden bütün bunları çıkarmanızdır. O kalp ki Beytullah’tır, hakiki Beytullah’tır. Oradan dünyaya, masivaya ait olanları çıkartıp sahibine terk etmemiz lazım o kalbi. Kalbin sahibi Cenâb-ı Vâcib-ül Vücûd Hazretleri. “Yere göğe sığmam, mümin kulumun kalbine sığarım.”
İşte bu espri. Şimdi Cenâb-ı Hak senin kalbine nazar etmiyor mu? Benim kalbime nazar etmiyor mu? Ediyor. Günde 300 defa kulunun kalbine nazar eden Allah’ı biz 3 saniye bile hatırlayamıyoruz, onunla olamıyoruz. İsmini söylediğimiz zaman bile ondan gafiliz.
Namazda huzurunda duruyoruz, “Allah u Ekber” diyoruz, ceset onun huzurunda ve fakat ruh başka âlemlerde. Hani bir şarkı vardır, “Vuslatın başka âlem, sen bir ömre bedelsin.” Yani şunu demek istiyorum, ceset ile onun huzurunda olan sen, namazda ama onunla değilsin.
Gaflettesin, Allah’ı bile hatırlayamıyorsun, bu haldeyiz. İşte Allah ile olmak demek o kalbe hiçbir şey koymadan onları aradan çıkartarak yani nefsani perdeleri geçerek, “ölmeden evvel ölmek” demek bu. “Mûtû kable en-temûtû” “Ölmeden evvel ölünüz.” O zaman işte Allah’ın tecellilerine kul mazhar olur. Kiminle olur? Allah ile beraber olur. Değil mi? Allah bu güzel hali yaşamayı ümmeti Muhammed’e ve bizlere nasip eylesin.” (Prof. Dr. Haydar Baş Enstitüsü / Dini hayat / Televizyon sohbetinden alıntıdır.)
Uğur Kepekçi




