Ramazan affedilmeyene risk taşıyan bir aydır

Ramazan ayı, ilahî rahmetin yeryüzüne adeta sağanak gibi indiği müstesna zaman dilimlerinden biridir. Mümin için bu ay; arınma, yenilenme ve Rabbine yönelme fırsatıdır. Kur’ân-ı Kerîm’de orucun farz kılınmasının hikmeti “takvaya ulaşmak” olarak ifade edilir (Bakara, 2/183). Bu yönüyle Ramazan, insanın kendisiyle yüzleştiği, hatalarını fark ettiği ve Rabbine yöneldiği bir muhasebe mevsimidir. Böylesine büyük bir rahmet atmosferinde yaşayan bir kimsenin bağışlanma fırsatını kaçırması ise üzerinde ciddiyetle düşünülmesi gereken bir mahrumiyettir.

Bu hakikati Yüce Peygamberimiz oldukça dikkat çekici bir hadis-i şerifle dile getirmiştir. Hadisin rivayet metni şöyledir:

Cebrâil bana geldi ve şöyle dedi: ‘Anne ve babasından birine veya her ikisine ulaşıp da onların rızasını kazanarak cennete giremeyen kimse rahmetten uzak olsun.’ Ben de ‘Âmin’ dedim. Sonra dedi ki: ‘Adın anıldığı halde sana salavat getirmeyen kimse rahmetten uzak olsun.’ Ben yine ‘Âmin’ dedim. Daha sonra dedi ki: ‘Ramazan ayına ulaşıp da günahları bağışlanmadan çıkan kimse rahmetten uzak olsun.’ Ben de ‘Âmin’ dedim.” (Tirmizî, Daavât, 110; Ahmed b. Hanbel, Müsned).

Hadisin özellikle üçüncü kısmı Ramazan’ın değerini ve affedilme fırsatının büyüklüğünü açıkça ortaya koymaktadır. Zira Peygamber Efendimizin “âmin” dediği bir dua, meselenin ne kadar ciddi olduğunu göstermektedir. Çünkü Ramazan; tövbenin, istiğfarın ve ibadetin yoğunlaştığı bir aydır. Bu ayda yapılan ibadetler sıradan zamanlara göre çok daha fazla sevapla karşılık bulur. Dolayısıyla böyle bir rahmet mevsiminde kulun bağışlanma imkânını elde edememesi gerçekten büyük bir kayıptır.

Nitekim Peygamber Efendimiz bir başka hadislerinde de Ramazan’ın affediciliğini şu sözlerle müjdelemiştir: “Kim inanarak ve sevabını Allah’tan umarak Ramazan orucunu tutarsa geçmiş günahları bağışlanır.” (Buhârî, Savm 6; Müslim, Sıyâm 203). Aynı şekilde Kadir Gecesi’ni ihya eden kimselerin de bağışlanacağı haber verilmiştir. Bu müjdeler, Ramazan’ın bir arınma ve yeniden doğuş ayı olduğunu göstermektedir.

Ancak bu affın gerçekleşmesi için ibadetlerin sadece şeklen yapılması yeterli değildir. Ramazan’ın ruhunu yakalamak gerekir. Oruç sadece aç kalmak değildir; dilin yalandan, gözün haramdan, kalbin de kötü niyetlerden uzak tutulmasıdır. Nitekim bazı âlimler “Nice oruç tutanlar vardır ki oruçtan nasipleri sadece açlık ve susuzluktur” hadisinden hareketle ibadetlerin ihlasla yapılmasının önemine dikkat çekmişlerdir.

Bu sebeple mümin, Ramazan’ın sonuna yaklaşırken kendi nefsiyle bir muhasebe yapmalıdır. Bu ay kalbinde bir değişim meydana getirdi mi? İbadetlerinde bir artış, günahlarında bir azalma oldu mu? Eğer böyle bir dönüşüm gerçekleşmişse bu, Ramazan’ın rahmetinin kul üzerindeki en güzel tecellisidir. Aksi halde Ramazan’ın rahmet kapıları ardına kadar açıkken affedilmeden çıkmak, gerçekten büyük bir mahrumiyet olacaktır.

Bu nedenle Ramazan’ı sadece geçirilen bir zaman dilimi olarak değil, Allah’ın affına ulaşmak için sunulmuş eşsiz bir fırsat olarak değerlendirmek gerekir. Çünkü rahmet mevsimleri gelip geçer; fakat o fırsatı değerlendiremeyenler için geriye sadece pişmanlık kalır. Bu da affedilmeyen kimseler için büyük bir risktir.

Önerilen Makale

Ramazan muhasebe ayıdır

Her gün yeni bir gündemle uyanıyoruz. Ekonomik dalgalanmalar, sosyal medya tartışmaları, bitmeyen siyasi polemikler… Hayatın …