Ramazan, insanın sadece midesini değil, kalbini de terbiye eden bir aydır. Oruçla birlikte açlığın ne demek olduğunu bizzat yaşayan insan, nimetlerin kıymetini daha derinden idrak eder. Gün boyu susuzlukla imtihan olan bir mümin, bir bardak suyun değerini anladığı kadar; yoksulun, kimsesizin, muhtacın halini de daha iyi kavrar. İşte bu idrak, merhametin kapısını aralar. Çünkü merhamet, anlamadan değil; hissederek, yaşayarak olgunlaşır. Ramazan, insanı başkasının acısına yabancı kalmaktan kurtaran bir mekteptir.
Yüce Rabbimiz Kur’ân-ı Kerîm’de orucun farz kılınış hikmetini “takvâ” ile açıklar (Bakara 183). Takvâ ise sadece haramdan sakınmak değil; kalbi katılıktan arındırmak, vicdanı diri tutmaktır. Peygamber Efendimiz Muhammed merhameti imanın ayrılmaz bir parçası olarak ortaya koymuş ve “Merhamet etmeyene merhamet edilmez.” buyurmuştur (Buhârî, Tevhid 2; Müslim, Fedâil 66). Bu ilahi ve nebevi ölçü bize gösteriyor ki Ramazan yalnızca bireysel ibadet ayı değil; aynı zamanda toplumsal şefkatin yeniden inşa edildiği bir rahmet mevsimidir.
Bütün ibadetlerin sevap karşılığı çeşitli vesilelerle bildirilmişken, oruç hakkında kudsî hadiste bildirilen “Oruç Benim içindir, onun mükâfatını Ben veririm.” beyanı, Ramazan’daki rahmetin ne kadar geniş ve hususi olduğunu göstermektedir. Diğer ibadetlerin ecri kat kat yazılırken, orucun doğrudan ilahi rahmete nispet edilmesi; bu ibadetin kul ile Rabbi arasında özel bir bağ kurduğunu haber verir. Bu da bize merhametin kaynağının insan değil, bizzat Allah’ın rahmeti olduğunu hatırlatır.
Merhametin temel gayesi, kulun Allah’ın merhametine mazhar olmasıdır. İnsan affettikçe affa yaklaşır, bağışladıkça bağışlanmaya layık hâle gelir. Ramazan’da tutulan oruç, yapılan infak, verilen zekât ve fitre; aslında kulun ilahi merhameti celbetme gayretidir. Çünkü kul bilir ki, kendi merhameti sınırlıdır; fakat Allah’ın rahmeti sonsuzdur. O hâlde mümin, Ramazan boyunca merhamet ederek Rahmân’ın merhametine sığınır.
Bu ayda kapıların daha çok çalınması, sofraların daha çok genişlemesi, gönüllerin daha çok yumuşaması bundandır. Bir tas çorba paylaşılırken sadece bir ihtiyaç giderilmez; aynı zamanda kul, Allah’ın kendisine lütfettiği nimetlerin emanet olduğunu idrak eder. Öfkesini tutmayı öğrenen, dilini kırıcı sözden sakındıran, kalbini kin ve nefretten arındıran insan; merhametin önce kendi iç dünyasında nasıl bir dirilişe vesile olduğunu görür. Böylece Ramazan hem Allah’ın engin rahmetini hatırlatan hem de kulun o rahmetten pay almasını öğreten ilahi bir mektep hâline gelir.
Uğur Kepekçi




