Oruç, insanın nefsine sınır koyma eğitimidir. Gün boyu helal olan nimetlere dahi bilinçli bir mesafe koymak, iradeyi güçlendirir. Modern çağın en büyük problemi ölçüsüzlüktür. Tüketimde aşırılık, konuşmada kontrolsüzlük, öfkede taşkınlık… Oruç, “her istediğini yapabilirsin” diyen nefse karşı “dur” diyebilme ahlâkıdır. İnsanı arzularının esiri olmaktan çıkarıp iradesinin öznesi hâline getirir.
Resûl-i Ekrem Hz. Muhammed (s.a.a.) orucun bir kalkan olduğunu bildirir. Bu kalkan yalnızca mideyi değil, dili ve kalbi de korumalıdır. Oruçlu bir insan yalandan, iftiradan, kırıcı sözden uzak durmalıdır. Çünkü oruç sadece bedenle tutulmaz; gözle, kulakla, dille ve kalple tutulur. Eğer davranışlarımız değişmiyorsa geriye sadece açlık kalır. Nitekim nice insan vardır ki orucundan kendisine kalan yalnızca açlık ve susuzluktur.
Bugün ekranlar sürekli daha fazlasını tüketmeye çağırıyor. Reklamlar arzuyu kışkırtıyor, sosyal medya sabırsızlığı büyütüyor. Oruç ise tam tersini öğretir: Yetinmeyi, beklemeyi, paylaşmayı… Açlık, başkasının hâlini anlamanın kapısını aralar. Gün boyu susuz kalan insan, bir yudum suyun değerini idrak eder; böylece nimete şükür, yoksula merhamet duygusu güçlenir.
Oruç aynı zamanda toplumsal bir denge çağrısıdır. Varlıklı ile yoksul arasındaki mesafeyi his düzeyinde kapatır. Aç kalan insan, açın hâlinden anlar. Bu yüzden Ramazan’da infak artar, sofralar genişler, kapılar daha fazla çalınır. Oruç bireysel bir ibadet gibi görünse de toplumsal sonuçlar doğurur; merhameti kamusal bir ahlâka dönüştürür.
Bugün en büyük krizlerimizden biri irade krizidir. Bağımlılıklar, öfke patlamaları, kontrolsüz tüketim… Oruç bize yeniden “kendine hâkim olma” terbiyesini öğretir. Eğer bu ayın sonunda daha sabırlı, daha ölçülü ve daha vicdanlı bir insan hâline gelemiyorsak eksik bir şey var demektir. Çünkü Ramazan oruç ayıdır; oruç da insanı aç bırakmak için değil, nefsini terbiye edip iradesini ayağa kaldırmak için vardır.
Uğur Kepekçi




