Temizlenen defterler, kirlenen hayatlar

Nefsimizi hesaba çekip kendimize çekidüzen verebilmek için Berat Kandilinden sonra kaleme almaya çalıştığımız muhasebe yazılarına devam ediyoruz…

Berat Gecesi’ni geride bıraktık. Minarelerde kandil ışıkları söndü, telefon ekranlarında paylaşılan iyi dilek mesajları gündemin hızına karışıp kayboldu. Ancak geride kalan asıl mesele hâlâ capcanlı duruyor:

Affedilmeyi bu kadar çok konuştuğumuz bir toplumda, neden hayatlarımız hâlâ bu kadar kirli, ilişkilerimiz bu kadar yıpranmış, adalet duygumuz bu kadar zayıf?

Berat Gecesi, kul için sadece dua gecesi değildir; bir hesaplaşma ve yüzleşme gecesidir. Elbette bu mübarek gecede Allah’tan samimiyetle af ve mağfiret dilemek en tabii hakkımızdır. Fakat Berat, affın yanında sorumluluk bilincini de beraberinde getirir. Aksi hâlde tövbe, vicdanı rahatlatan geçici bir ritüele dönüşür.

Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) haber verdiği üzere bu gecede ilâhî rahmet coşar: “Bu gece Şaban’ın on beşinci gecesidir. Allah Teâlâ bu gecede Benû Kelb kabilesinin koyunlarının tüyleri sayısınca insanı Cehennem’den azat eder…”

Bu müjde, rahmetin genişliğini gösterdiği kadar, affedilen kulun bundan sonra nasıl yaşayacağına dair ağır bir soruyu da önümüze koyar.

Efendimiz (s.a.v.) tövbenin mahiyetini ise şu sözlerle açıklar:

“Günahtan tam dönen ve tövbe eden, o günahı hiç işlememiş gibidir.” (İbn Mâce, Zühd, 30)

Bu ifade, günahın silinmesini müjdelediği kadar, temizlenen sayfanın bir daha kirletilmemesi gerektiğini de ima eder. Çünkü affedilmek, insanı serbest bırakmaz; daha dikkatli olmaya mecbur kılar.

Bugün toplumsal olarak yaşadığımız güven krizinin, adalet duygusundaki aşınmanın, merhametin zayıflamasının temelinde tam da bu kopuş yatmaktadır.

Hata yapıyoruz, tövbe ediyoruz ama hatayı besleyen alışkanlıklarla yollarımızı ayırmıyoruz. Affı diliyoruz fakat sonuçlarına katlanmak istemiyoruz. Hesap gününü konuşuyoruz ama günlük hayatta hesapsız yaşıyoruz.

Oysa hayat devam ettiği sürece, insanın yeniden yanlışa düşme ihtimali vardır. Asıl tehlike günaha düşmek değil, tövbesiz yakalanmaktır. Daha büyük tehlike ise tövbeyi, “nasıl olsa tekrar ederim” rahatlığıyla hafife almaktır. Bu anlayış, bireyi olduğu kadar toplumu da çürütür.

Berat, bize şunu fısıldar: Temizlenen defterler, kirlenen hayatlarla birlikte yürüyemez.

Eğer tövbe gerçekse, davranış değişir. Eğer af samimiyse, kul daha hassas yaşar. Eğer muhasebe sahiciyse, adalet duygusu güçlenir, kul hakkı korkusu diri kalır.

Bugün Allah’ın af ve mağfiretinin bizim lehimize coştuğu bu günlerde, kulluk bilincini yeniden kuşanmak zorundayız. Çünkü ömür zannedildiği gibi uzun değildir. Hayatı ölüm ve hesap eksenli düşünen insan; sözünü, kararını ve tavrını tartarak yaşar.

Berat’tan sonra asıl imtihan başlar. Gecede edilen duaların, gündüzde nasıl bir hayata dönüştüğüyle sınanırız. Ve her birimiz şu soruyla baş başa kalırız:

Affedildik; peki değiştik mi?

Önerilen Makale

Ramazan’a yaklaşırken Şaban’ın kıymetini bilmek gerekir

Recep ayı Şaban ayını, Şaban ayı da Ramazan ayını haber vermesi açısından önemlidir. Bildiğiniz gibi …