Umre ve hac, işte bu yönüyle insanın inancını sadece bilmekle yetinmeyip onu görmesine, dokunmasına ve yaşamasına vesile olan müstesna ibadetlerdendir. Bu yolculuk, kulun Rabbine dair bilgisini derinleştirdiği kadar, kendisiyle yüzleşmesini de beraberinde getirir.
Bu sebeple Umre ya da Hac, sadece bir ziyaret ya da bir ibadet silsilesi değil; imanın soyuttan somuta, ilmel yakîndan aynel yakîn ve hakkal yakîn mertebelerine doğru yaptığı bir yolculuktur. Okunan ayetlerin, dinlenen kıssaların ve anlatılan hakikatlerin mekânla, zamanla ve hatırayla birleşerek canlı bir hâl alması, insanın imanını başka bir seviyeye taşır. Orada görülen her yer, duyulan her isim, yaşanan her an, kalpte yeni bir pencere açar.
Umre ya da Hac ibadetine imanın soyuttan somuta geçişi ya da imanın ilmel yakîndan aynel yakîn ve hakkal yakîn boyutlarına geçişi de diyebiliriz.
Dünyanın ilk kurulduğu andan itibaren ilk insan Hz. Âdem’le başlayan insanlık serüveninin yaşandığı yerleri görmek bambaşka bir duygudur.
Hz. Âdem ile Hz. Havva validemizin cennetten çıkarıldıktan sonra yıllar, belki de asırlar boyu ayrı kalışları ve pişmanlıkla geçen zamanın ardından bir araya geldikleri Arafat bölgesindeki Cebel-i Rahme’yi (Rahmet Dağı) görmek; bilginin görsele dönüşmesiyle insanda derin duygular uyandırmakta, imanda ve amelde yeni kapıların açılmasına vesile olmaktadır.
Arafat buluşmasını haccın farzları arasına koyan yüce Allah’ın, ilk insanın affedilişinin adeta bir seremonisini herkese yaşatmak istemesi ve mahşerin provası gibi bir günde bütün hacıların aynı mekânda toplanmasını murat etmesi elbette üzerinde uzun uzun düşünülmesi gereken bir hakikattir. Bu hâli görenlerin ve yaşayanların anlatılanları daha iyi anlayacağı muhakkaktır.
Dünya yurdunda ilk inşa edilen Kâbe’yi görmek, etrafında yedi defa dönmek ve Hacerü’l-Esved’i selamlamanın hikmetini idrak etmek ise kelimelerle anlatılması güç, derin bir teslimiyet ve kulluk şuurunu insana yeniden hatırlatan eşsiz bir duygudur.
Hacerül Esvet taşının karşısına gelindiğinde ona doğru elinizle selam verirken o anda sizin Allah’ın Kâbe’sini ziyaret edenler listesine eklendiğinizi onun da sizin hakkınızda şahitlik edeceğini bilmek ne kadar önemli bir duygudur.
Zaten tavafın her şaftında (dönüşünde) Bismillahi Allahu ekber; “Allahümme imanen bike ve tasdîkan bi-kitâbik ve vefâen bi-ahdike ve ittibâen li-sünneti nebiyyike Muhammed’in sallallahu aleyhi ve sellem.” (Allah’ım, sana iman ederek, kitabını tasdik ederek, sana verdiğim ahdime vefa göstererek ve Peygamberin Muhammed’in sünnetine uyarak tavafa başlıyorum.) diye dua etmek ve selamlamak bunun içindir.
Her anı ve her davranışı farklı bir duygu farklı bir sır yumağı olan umre ve hac ibadetini bilinçli bir şekilde yerine getirmenin insana kazandıracağı güzellikleri yaşamak umudu ve duasıyla hepinizi gönülden selamlıyorum efendim.
(Devam edecek…)
Uğur Kepekçi




