Berattan sonra hesap zamanı

Berat Gecesi’ni idrak ettik. Dualar edildi, af talep edildi, kalpler bir anlığına da olsa yumuşadı. Fakat kandil gecelerinin asıl imtihanı, gecenin kendisinde değil; sonrasında başlar. Manevî atmosfer dağılırken geriye ne kaldığı, insanın hayatında neyin değiştiği asıl belirleyici olandır. Zira gecede edilen dualar, sabaha taşınmıyorsa; Berat, takvim yapraklarında kalmış demektir.

Berat; yalnızca affın müjdesi değil, hesabın da hatırlatılmasıdır. Çünkü berat almak, muhasebe yapmadan mümkün değildir. Hesapsız bir af talebi, sorumluluktan arındırılmış bir temenniden öteye geçmez. İnsan, bağışlanmayı istemeden önce neyi kaybettiğini, nerede savrulduğunu ve hangi emaneti ihmal ettiğini kendine sormak zorundadır.

Kur’ân-ı Kerîm’de Yüce Allah, “Ey iman edenler! Allah’tan sakının ve herkes yarın için ne hazırladığına baksın” buyurur (Haşr, 18). Bu ayet, müminin imanını yalnız bugüne değil, yarına -hesap gününe- göre inşa etmesi gerektiğini açıkça ortaya koyar. Resûlullah (s.a.v.) da “Akıllı kişi, nefsini hesaba çeken ve ölümden sonrası için amel edendir” buyurarak muhasebeyi imanın ayrılmaz bir parçası olarak tarif eder. İşte Berat Gecesi, bu ilahî ve nebevî çağrının yeniden hatırlandığı bir duraktır: Affın talep edildiği kadar, hesabın da ihmal edilmemesi gerektiğini kalplere nakşeden bir ikaz…

Ne var ki bugün en çok kaçtığımız şey, tam da bu yüzleşmedir. Günahı konuşmayı seviyoruz ama alışkanlıklarımızı konuşmaktan uzak duruyoruz. Tövbeyi dilimize kolayca alıyoruz fakat hayatımızda neyi değiştireceğimizi netleştirmiyoruz. Oysa tövbe; sadece pişmanlık değil, yön değişikliğidir. Eski yolda ısrar ederek yeni bir sayfa açtığını sanmak, insanın kendini kandırmasından başka bir şey değildir.

Berat Gecesi bize şunu fısıldar: Dosyalar açıldı. Amellerin olduğu kadar niyetlerin de gözden geçirildiği bir muhasebe… Peki biz hangi dosyayı kapattık? Hangi yanlıştan vazgeçtik? Hangi kul hakkını telafi etmeye niyet ettik? Hangi kibri kırdık, hangi ihmali terk ettik?

Bugünün dünyasında günah çoğu zaman normalleştiriliyor, hatta meşrulaştırılıyor. Kalpler yoruluyor, vicdanlar susturuluyor. İnsanlar hatalarından değil, yakalanmaktan korkar hâle geliyor. Böyle bir iklimde Berat; yalnız bireysel affın değil, ahlâkî direnişin de gecesidir. Çünkü affedilmek, aynı yanlışlara daha güçlü bir şekilde dönme izni değildir.

Hazreti Peygamber’in (s.a.v.) hayatına baktığımızda, affın her zaman sorumlulukla birlikte anıldığını görürüz. Affedilen, aynı zamanda yükümlü kılınmıştır. İman, insanı rahatlatan değil; onu terbiye eden bir hakikattir. Bu yüzden gerçek bağışlanma, insanın omuzlarındaki yükü hafiflettiği kadar, istikametini de netleştirir.

Şimdi Berat geçti. Asıl soru şudur: Hayatımızda ne kaldı? Eğer dil aynı, yön aynı, alışkanlıklar aynıysa; gecenin bereketi sadece hatıralarda yaşamıştır. Ama bir haksızlıktan vazgeçtiysek, bir kul hakkını telafi etmeye niyetlendiysek, bir yanlışı terk edebildiysek; işte o zaman Berat, bizi gerçekten berat ettirmiştir.

Unutmayalım: Allah affedicidir. Fakat affın kıymetini bilenleri sever. Muhasebe yapmayan bir kalp ise, affı da ucuzlaştırır. Vesselam.

Önerilen Makale

Umre hakkında bir muhasebe -9-

Tavaf ile alakalı gönlümüzde ve zihnimizde oluşan bilgileri paylaştık. Bu makalemizde de umrenin diğer şartı …