Her gün yeni bir gündemle uyanıyoruz. Ekonomik dalgalanmalar, sosyal medya tartışmaları, bitmeyen siyasi polemikler… Hayatın hızı arttıkça insanın kendine ayırdığı zaman azalıyor. Oysa en hayati gündem, çoğu zaman manşetlere taşınmayan bir başlıktır: “Ömür hesabı”
Ramazan işte bu başlığı yeniden önümüze koyar. Gürültünün ortasında sessiz bir çağrı yapar: “Dur ve kendine bak.”
Takvim ilerliyor, yaşımız büyüyor ama iç dünyamız aynı hızla olgunlaşıyor mu? Bir yıl önceki hatalarımızdan ne kadar ders aldık? Kırdığımız kalpleri tamir edebildik mi? Zaman bilinci, yalnızca randevulara yetişmek değildir; faniliği idrak etmektir. Bugün sahip olduğumuz her imkânın, her nefesin geçici olduğunu anlamaktır. Ramazan, sahurla iftar arasında geçen o disiplinli zaman dilimiyle bize şunu öğretir: Hayat da sınırlıdır ve her gün hesabı tutulmaktadır.
Toplum olarak da bir muhasebeye ihtiyacımız yok mu? Trafikteki tahammülsüzlüğümüz, sosyal medyadaki hoyrat dilimiz, komşuluk hukukundaki zayıflığımız… Ramazan geldiğinde birden yumuşayan kalpler, azalan kavgalar bize aslında potansiyelimizin ne kadar yüksek olduğunu gösteriyor. Demek ki mesele imkânsızlık değil; irade meselesi. Demek ki istersek daha sakin, daha merhametli, daha adil bir toplum olabiliriz.
Ramazan aynı zamanda ilahi cömertliğin en açık tecelli ettiği zaman dilimidir. Sofralarımıza bereket, kalplerimize huzur, dualarımıza umut konulur. Günahların bağışlanacağı, sevapların kat kat yazılacağı müjdelenir. Bu kadar rahmet ve ikram karşısında insanın kendine sorması gereken soru şudur: Biz bu lütfa ne kadar layık bir kulluk ortaya koyabiliyoruz? Allah’ın affına bu kadar muhtaçken, O’nun rızasına ne kadar talibiz? Ramazan’ın bereketini sadece sofrada değil, secdede ve ahlakta da çoğaltabiliyor muyuz?
Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed’in “Hesaba çekilmeden önce kendinizi hesaba çekin.” ikazı, bugün belki de her zamankinden daha anlamlıdır. Çünkü çağımız, insanı sürekli başkalarını yargılamaya sevk ediyor; fakat kendini sorgulamaya pek yanaştırmıyor. Oysa gerçek cesaret, aynaya bakabilmektir.
Ramazan muhasebesi; sadece geçmişe dönük bir pişmanlık değil, geleceğe dair bir istikamet belirlemedir. Ömür bir sermaye ise, Ramazan o sermayenin kalan kısmını daha bilinçli kullanma fırsatıdır. Bugün kendimizi hesaba çekmezsek, yarın hesaba çekildiğimizde söyleyecek mazeretimiz olmayacak.
Belki de bu yüzden Ramazan, sadece aç kalma ayı değil; uyanma ayıdır. Kalbin, aklın ve vicdanın yeniden hizaya girdiği bir arınma zamanıdır. Ve her iftar vakti bize şunu hatırlatır: Bir günün daha sonuna geldik. Peki, bir ömrün sonuna hazır mıyız?
Uğur Kepekçi




