Prof. Dr. Haydar Baş bu konudaki yanılgının sebeplerini kendi eserinde şöyle dile getiriyor.
Öncelikle bizim de hataya düşmemize sebep olan asılsız isnatları inceleyelim.
1-Ebu Tâlib, ölmek üzere olduğunda, Resulullah yanına giderek, “Ey Amca, ‘La ilahe illallah’ de ki, Allah nezdinde hüccet olsun’ dedi. Orada hazır bulunan Ebu Cehil ve Abdullah b. Ebi Umeyye,
“Ey Ebu Tâlib, sen Abdulmuttalib’in dininden yüz mü çeviriyorsun?” dediler. Ebu Tâlib de bunun üzerine “Ben Abdulmuttalib’in dini üzereyim” dedi. Bunun üzerine Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu;
“Ben de nehy edilinceye kadar senin için dua edeceğim.”
O zaman da şu iki ayet nazil oldu:
“Yakınları bile olsa, kendilerine hak açıklandıktan sonra müşrik olanlar için Allah’tan yarlıgama dilenmesi ne Peygamber ve ne de inananlar için doğru olmaz.” (Tevbe, 113)
“Sen sevdiklerini hidayete erdiremezsin.” (Kasas,56)
Ebu-l Futûh Razi bu rivayete cevap olarak şöyle yazıyor: “Bu rivayet batıldır. Zira, bu ayetler, Resulüllah’ın (s.a.v.) vefatına yakın bir zamanda nazil olmuştur. Halbuki Ebu Tâlib, çok önceleri ölmüştü.
Kaldı ki, rivayet edilen bu hadisin ilk bölümü ile, son bölümü arasında çelişki vardır: Abdulmuttalib’in dini üzere olduğunu söylemiştir. Abdulmuttalib ise Hanif üzere idi, Müslüman idi.
2- Zeyni Dehlan şunları kaydediyor: “Ahmed bin Hanbel, Tirmizi, Teyalisi, ibn-i Ebi Seybe ve Nesai’nin Hz. Ali’den rivayet ettikleri bu ayetin nüzul sebebi şuydu: İnsanlar, müşrik olan babaları için dua ediyorlardı. Bu yüzden mezkûr ayet nazil oldu. Bu hususu aynı şekilde İbn-i Abbas da rivayet etmiştir.”
3- Büyük müfessir Zemahşeri de söz konusu ayet-i kerimenin Ebu Tâlib hakkında nazil olduğu görüşünü reddediyor ve şöyle diyor:
“Ebu Tâlib, Hicret’ten önce ölmüştür. Bu ayetler ise Medine’de nazil olan son ayetlerdendir.”
4- Ehl-i Sünnet kaynaklarında nakledilen bazı rivayetlerde, Resulüllah’a “Acaba Ebu Tâlib’e bir yararı dokundu mu; zira o, Seni himaye ediyor ve Senin için müşriklere gazap ediyor?” diye sorulunca, şöyle buyurdu:
“Evet, Ebu Tâlib, topuklarına kadar ateşten bir çukur içindedir. Eğer Benim şefaatim olmasa idi; muhakkak o, cehennemin en derin çukurunda bulunur idi.”
Bu hadis uydurulmuştur. Seyyid Fehhar’ın naklettiği dört rivayette, imam Rıza ve imam Sâdık, bu hadisi reddetmiş ve onun yalan olduğunu açıklayarak Ebu Tâlib’in iman etmiş olduğunu söylemişlerdir.
Öte yandan yukardaki rivayette şefaat meselesi söz konusudur. Şefaat ise iman ve şehadete bağlıdır; kafirlere şamil olmaz.
5- İbn-i Hacer şunu kaydeder: “Eğer Ebu Tâlib Müslüman olsaydı Resulullah cenazesinde namaz kılardı.”
Halbuki, Zeyni Dehlan gibi, birçok Ehl-i Sünnet âliminin de kabul ettiği üzere o zamanlar henüz cenaze namazı teşri (kural) olmamıştır.
Nitekim, bu yüzden Resulullah (s.a.v.), Hz. Hatice için de cenaze namazı kılmadı.
6- İbn-i Sa’d şöyle nakleder: “Ebu Tâlib Resulüllah’ın zamanında vefat etti. Câfer ve Ali ona vâris olmadı. Ama Akil ve Tâlib ona vâris oldu. Zira, Müslüman kafire mirasçı olamaz, kafir de Müslüman’dan miras alamaz.”
Abdulcelil-i Kazvini, buna cevaben diyor ki: “Ehl-i Beyt mektebine göre, kafirler Müslümana vâris olamazlarsa da Müslümanlar kafirlerden miras alabilirler. Ali de Ebu Talib’e varis olmuştur. Kaldı ki, Ebu Tâlib’in kendisi de mü’min idi.”
Not: Hz. Ebu Talip ile Hz. Hatice Mekke’de Cenneti Mualla mezarlığındadır. Peygamberimiz kendisine hamilik eden (kol kanat geren, hiçbir yardımını esirgemeyen) iki güzide insanın kabirlerinin yan yana olmasını kendisi tercih etmiştir. İlimden mahrum, hariçten gazel okuyanlara duyurulur…
(Devam edecek…)
Uğur Kepekçi




