Ramazan, insanın kendi içine döndüğü, kalbinin sesini daha berrak işittiği müstesna bir mevsimdir. Bu ay, yalnızca aç ve susuz kalma tecrübesi değil; nefsin muhasebeye çekildiği, hataların kabul edildiği ve yönün yeniden tayin edildiği bir arınma çağrısıdır. Tövbe, Ramazan’ın ruhudur. Çünkü insan, kusur işleyen bir varlıktır; fakat onu değerli kılan, kusurunda ısrar etmesi değil, hatasından dönmeyi bilmesidir.
Ancak burada unutulmaması gereken en temel hakikat şudur: Asıl affedici olan Allah’tır. Kul tövbe eder, yönelir, pişmanlık duyar; fakat affın kapısını açan, rahmetiyle kuşatan ve bağışlayan yalnızca Cenab-ı Hak’tır. Kur’ân-ı Kerîm’de Rabbimiz kendisini “Gafûr” ve “Rahîm” isimleriyle tanıtır. Affetmek O’nun şanındandır; merhamet O’nun zatî sıfatlarındandır. Kulun görevi, affı hak ettiğini iddia etmek değil; affa muhtaç olduğunu idrak etmektir.
Nitekim Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurur: “De ki: Ey kendilerinin aleyhine haddi aşan kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Çünkü Allah bütün günahları bağışlar. Şüphesiz O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (Zümer, 53). Bu ayet, affın kapısının ne kadar geniş olduğunu gösterirken aynı zamanda kulun ümitsizliğe düşmemesi gerektiğini de hatırlatır. Ramazan, işte bu ilahî çağrının kalpte yankı bulduğu aydır.
Affedilmek ise bir son değil, yeni bir başlangıçtır. Bağışlandığını uman bir mümin, aynı hataya geri dönmeyi kendine yakıştıramaz. Çünkü tövbe, yalnızca dil ile söylenen bir istiğfar değil; hayatı yeniden inşa etme iradesidir. Ramazan’da yapılan her samimi tövbe, kul ile Rabbi arasında tazelenen bir ahittir. Bu ahdin gereği ise sorumluluktur. Affedildiğini düşünen bir kalp, artık başkasına zulmetmeye, kul hakkı yemeye, adaletsizliğe sessiz kalmaya cesaret edemez.
Bugünkü savaşların ve zulmün temelinde insanların rahmet kavramından nasipsizliği yatmaktadır. Rahmetten mahrum kalmış kalpler, gücü merhametin önüne koyar; çıkarı adaletin yerine geçirir. Oysa Ramazan’ın öğrettiği en büyük ders, rahmetle yoğrulmuş bir vicdandır. Allah’ın affına sığınan bir insan, O’nun kullarına karşı daha şefkatli olmak zorundadır. Çünkü ilahî rahmete talip olan, o rahmetin yeryüzündeki taşıyıcısı olmaya da namzettir.
Bu yüzden Ramazan, yalnızca bireysel arınma değil, toplumsal diriliş ayıdır. Affı sadece kendimiz için istemek eksiktir; affedilmiş bir kul olmanın gereğini yerine getirmek esastır. Eğer gerçekten inanıyorsak ki affeden Allah’tır, o hâlde O’nun affına layık bir hayat sürmekle mükellefiz. Ramazan bize şunu öğretir: Bağışlanmak bir lütuf, o lütfa sadık kalmak ise bir sorumluluktur.
Uğur Kepekçi




