Bu savaşın kazananı neden İran’dır?

Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Av. Hüseyin Baş, Meltem TV’de katıldığı programda gündeme ilişkin dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu. “Savaşın kazananı İran halkıdır ve Müslüman dünyadır” diyen Baş’ın bu tespiti üzerinde biraz daha durmak istedik

Hüseyin Baş’ın savaş değerlendirmesi, klasik askeri başarı ölçütlerinin ötesine geçen bir bakış açısı sunuyor. Ona göre bir savaşın galibini belirleyen unsur, yalnızca sahadaki yıkımın büyüklüğü ya da verilen kayıplar değildir. Asıl belirleyici olan, savaşın başında ortaya konulan siyasi hedeflerin gerçekleşip gerçekleşmediğidir.

Bu çerçevede Baş, İran merkezli gerilimde saldıran tarafın ABD ve İsrail olduğunu açık biçimde ortaya koyar. Bu iki aktörün temel hedefi ise İran’da bir rejim değişikliği sağlamak ve ülkeyi kendi politik çizgilerine uygun şekilde geri adım attırmaktır. Yani savaşın amacı, yalnızca askeri bir üstünlük kurmak değil; doğrudan doğruya siyasi sonuç üretmektir.

Ancak Baş’ın değerlendirmesi bununla sınırlı değildir. Ona göre bu müdahalelerin arka planında ciddi bir ekonomik hesap da bulunmaktadır. ABD’nin hedeflerinden biri İran’ın zengin petrol ve doğal gaz kaynakları üzerinde daha etkin bir kontrol kurmak, aynı zamanda bu kaynakların küresel dolaşımını kendi çıkarları doğrultusunda şekillendirmektir. Bunun yanında İran’ın nükleer enerji programı üzerinden geri adım attırılması da stratejik hedefler arasında yer almaktadır.

Gelinen noktada ise bu hedeflerin hiçbirinin tam anlamıyla gerçekleşmediği görülmektedir. İran ne enerji kaynakları üzerinde kontrolünü kaybetmiş ne de nükleer politikaları konusunda belirleyici bir geri adım atmıştır. Bu durum, savaşın yalnızca askeri değil; ekonomik ve stratejik boyutlarının da hedeflenen sonuçlara ulaşamadığını ortaya koymaktadır.

Tam da bu noktada Baş’ın vurguladığı temel tez devreye girer: Maddi ve manevi kayıplar ne kadar ağır olursa olsun, eğer saldıran taraf kendi hedeflerine ulaşamıyorsa, bu durum onun mutlak mağlubiyetidir. Çünkü savaş, sadece silahlarla değil; iradelerle, hedeflerle ve sonuçlarla kazanılır. Hedefe ulaşamayan güç, sahada ne yapmış olursa olsun, stratejik olarak kaybetmiştir.

Bu yaklaşım, savaşları yalnızca askeri bilanço üzerinden okuyan anlayışa güçlü bir itiraz niteliği taşır. Aynı zamanda, direncin ve siyasi kararlılığın, ekonomik ve teknolojik baskılar karşısında nasıl belirleyici olabileceğini de ortaya koyar. Son tahlilde bu değerlendirme, günümüz dünyasında güç tanımının yeniden şekillendiğini ve “kazanan kim?” sorusunun artık çok daha derin bir zeminde tartışılması gerektiğini gözler önüne sermektedir.

Önerilen Makale

Ramazan ayıyla alakalı yazıların değerlendirilmesi

Ramazan ayı boyunca kaleme aldığımız yazılarda bu mübarek zaman diliminin farklı yönlerini ele almaya gayret …