Milli Para, alın terinin ekonomiye dönüşmüş hâlidir

Bundan sonraki dönemde ekonomi literatüründe en çok konuşulacak en çok üzerinde çalışılacak Prof. Dr. Haydar Baş’ın Milli Ekonomi Modelinin temel direklerinden biri olan Milli Paralar meselesi olacaktır. İnanıyorum ki dünya bu temel etrafında kurtuluş çareleri arayacaktır.

Prof. Dr. Haydar Baş’ın, Mayıs 2015 tarihli İcmal Dergisindeki başyazısındaki şu ifadesine dikkat çekmek istiyoruz: “Bizim sistemimizdeki paranın adına ‘milli para’ denir. Milli para bizim alnımızın teridir, işimizdir, aşımızdır, üretimimizdir.”

Bu söz, Prof. Dr. Haydar Baş tarafından ortaya konan Milli Ekonomi Modeli’nin en özlü tanımlarından biridir. Çünkü bu yaklaşımda para, yalnızca bir değişim aracı değil; doğrudan doğruya milletin emeğinin, üretim gücünün ve bağımsızlık iradesinin somut bir tezahürüdür. Bugün küresel finans sisteminde para çoğu zaman spekülasyonun, borcun ve dışa bağımlılığın aracı hâline gelmişken, milli para anlayışı bu gidişata kökten bir itirazdır.

Milli para kavramı, ekonomiyi dış kaynaklara bağımlı olmaktan kurtaran, üretimi merkeze alan ve emeği kutsayan bir anlayışın ürünüdür. Bu sistemde para, karşılıksız basılan bir kâğıt değil; ülkenin üretim kapasitesiyle, insanının emeğiyle ve devletin güvencesiyle anlam kazanır. Yani para, soyut bir değer değil; tarlada çalışan çiftçinin alın teri, fabrikada üreten işçinin emeği ve bilim üreten akademisyenin zihinsel katkısıdır. Bu yönüyle milli para, ekonomik bir araç olmanın ötesinde, sosyal adaletin ve refahın anahtarıdır.

Bugün dünya ekonomisinde yaşanan krizlerin temelinde, üretimden kopmuş, borç ve faiz sarmalına dayalı bir para sistemi yatmaktadır. Oysa Prof. Dr. Haydar Baş’ın ortaya koyduğu modelde para; üretimi teşvik eden, istihdamı artıran ve gelirin adil dağılımını sağlayan bir mekanizma olarak konumlandırılır. Bu sistemde devlet, para basma yetkisini millet adına kullanır ve bu yetkiyi üretimi desteklemek için devreye sokar. Böylece ekonomi, dış borçlanmaya ihtiyaç duymadan kendi dinamikleriyle büyüyebilir.

Milli para aynı zamanda ekonomik bağımsızlığın da temelidir. Çünkü kendi parasını üretemeyen, para politikalarını dış merkezlerin etkisinden kurtaramayan bir ülkenin siyasi bağımsızlığından söz etmek mümkün değildir. Bu noktada milli para, sadece ekonomik değil, aynı zamanda stratejik bir güç unsurudur. Bir milletin kendi emeğini, kendi değerleriyle fiyatlandırabilmesi ve bunu dünya sistemine kabul ettirebilmesi, gerçek bağımsızlığın en somut göstergesidir.

Sonuç olarak milli para; emeğin değere, üretimin refaha, bağımsızlığın güce dönüştüğü bir anlayışın adıdır. Bu sistem, insanı merkeze alan, alın terini kutsayan ve ekonomiyi toplumun hizmetine sunan bir modeldir. Bugün yaşanan küresel belirsizlikler ve ekonomik dalgalanmalar, milli para anlayışının ne kadar hayati olduğunu bir kez daha ortaya koymaktadır. Çünkü gerçek zenginlik; başkalarının bastığı parayla değil, kendi emeğimizle ürettiğimiz değerle mümkündür.

Önerilen Makale

Eski siyaset çöktü: Türkiye’nin yeni şansı Hüseyin Baş

Türkiye uzun yıllardır aynı siyasi anlayışların, aynı ezberlerin ve aynı çözümsüzlüklerin girdabında savruluyor. İktidarlar değişse …