Uhud: Umre yolculuğunda aşkın ve sadakatin durağı

Umre yolculuğu, insanı yalnızca Kâbe-i Muazzama’ya değil, İslam’ın yaşanmış tarihine ve gönüllerde iz bırakmış mübarek mekânlara da götüren bir yolculuktur. Mekke-i Mükerreme’de Kâbe’nin huzurunda Allah’a yönelen gönül, Medine-i Münevvere’ye ulaştığında Peygamber Efendimiz’in (s.a.a.) hayatının izleriyle buluşur.

Mescid-i Nebevî, Ravza-i Mutahhara, kabr-i şerif, Cennetü’l-Bakî derken Medine ziyaretinin bir başka önemli durağı da Uhud’dur.

Uhud’a gidildiğinde insan, artık sadece bir dağa bakmaz. İslam tarihinin en hüzünlü, en ibretli ve aynı zamanda en büyük fedakârlıklarla dolu sayfalarından birinin içine girer.

Peygamber Efendimiz (s.a.a.) Uhud hakkında şöyle buyurmuştur:

“Uhud bizi sever, biz de Uhud’u severiz.”

Bu mübarek söz, umre yolculuğunda Uhud ziyaretine bambaşka bir anlam kazandırır. Çünkü umre, bedenin yaptığı bir yolculuk olduğu kadar gönlün de Allah’a, Peygamber Efendimiz’e (s.a.a.) ve İslam’ın değerlerine yaklaşma yolculuğudur.

Uhud’da Hz. Hamza’nın (a.s.) izinde

Uhud’un gönüllerdeki en büyük hatıralarından biri hiç şüphesiz Hz. Hamza’dır (a.s.).

Peygamber Efendimiz’in (s.a.a.) amcası Hz. Hamza (a.s.), imanının, cesaretinin ve sadakatinin bedelini canıyla ödemiş büyük bir şehittir. Onun Uhud’da şehit oluşu, bu dağı yalnızca bir savaş meydanı olmaktan çıkarmış; İslam uğruna verilen fedakârlığın sembollerinden biri hâline getirmiştir.

Umre için Medine’ye gelen mümin, Uhud’da Hz. Hamza’yı (a.s.) hatırlarken aslında kendi gönlüne de bakmalıdır.

Çünkü ziyaretin amacı sadece geçmişi bilmek değildir. Geçmişten bugüne bir ders taşımaktır.

Hz. Hamza’nın (a.s.) hayatı bize şunu hatırlatır: Hakikati sevmek, gerektiğinde onun uğruna fedakârlık yapmayı da göze almaktır.

Uhud’un umre gönlüne söyledikleri

Umre boyunca insan birçok ibadet gerçekleştirir. Tavaf eder, sa’y yapar, dua eder, namaz kılar. Fakat bütün bunların insanın ahlâkında ve hayatında bir karşılık bulması gerekir.

Uhud işte burada umre yolculuğuna farklı bir boyut kazandırır.

Kâbe bize Allah’a yönelmeyi öğretirken, Medine Peygamber Efendimiz’in (s.a.a.) ahlâkını ve örnekliğini hatırlatır. Uhud ise bu inancın sadakat ve fedakârlık istediğini gösterir.

Uhud’a bakan insan kendisine şu soruları sorabilir:

İnandığım değerlere ne kadar sadığım?

Zor zamanda ne kadar sabırlıyım?

Menfaatim ile hakikat karşı karşıya geldiğinde neyi tercih ediyorum?

Sevdiğimi söylediğim Peygamber Efendimiz’in (s.a.a.) ahlâkından hayatıma ne kadar taşıyabiliyorum?

İşte bu sorular, Uhud ziyaretini sıradan bir tarih gezisinden çıkarıp umrenin gönül muhasebesine dönüştürür.

Umrenin gönülde bıraktığı iz

Uhud’dan ayrılırken insanın gönlünde sadece Hz. Hamza’nın (a.s.) şehadeti ve Uhud şehitlerinin hatırası kalmamalıdır. Onların temsil ettiği iman, sadakat ve fedakârlık da gönle taşınmalıdır.

Çünkü umre, insanın hayatında iz bırakmak için yapılır.

Kâbe’nin huzurunda edilen dua, Ravza’da yaşanan muhabbet, kabr-i şerifin önünde verilen selam ve Uhud’da hatırlanan şehitler; bütün bunlar insanı aynı hakikate götürür:

Allah’a yönelen bir gönül, Peygamber Efendimiz’in (s.a.a.) sevgisiyle güzelleşmeli; o sevgi de sadakat, güzel ahlâk ve fedakârlık olarak hayata yansımalıdır.

Uhud’un sessizliği bugün hâlâ çok şey anlatır.

Ve umre yolculuğunun bu mübarek durağında insan, belki de en çok şu duayı eder:

“Ya Rabbi! Bize imanımızı sevdir, sevgimizi sadakate dönüştür ve bizi uğrunda yaşadığımız hakikate sadık kullarından eyle.”

Önerilen Makale

Medine: Gönüllerin Peygamber Efendimize yolculuğu

Umre yolculuğu, insanın hayatında sıradan bir yolculuk değildir. Bu yolculukta insan, yalnızca bir mekândan başka …