Bugün yaşananları yalnızca birbirinden bağımsız olaylar olarak değerlendirmek, büyük resmi görmemize engel olabilir. Suriye’den Filistin’e, İran’dan Ukrayna’ya kadar yaşanan gelişmeler, dünya siyasetindeki güç mücadelesinin yeni boyutlarını ortaya koyuyor. Enerji yolları, ekonomik yaptırımlar, savunma teknolojileri ve diplomasi artık birbirinden ayrı düşünülemiyor.
Değişen yalnızca siyaset de değil.
Yapay zekâ ve teknolojik gelişmeler ekonomik rekabetin önemli araçları hâline gelirken; enerji, gıda ve su güvenliği ülkelerin geleceğini belirleyen stratejik meseleler arasında yer alıyor.
Böylesi bir dönemde Türkiye’nin önündeki mesele yalnızca gelişmeleri takip etmek değildir. Türkiye; bulunduğu coğrafyanın kendisine yüklediği sorumlulukla güvenliğini, ekonomisini, üretimini, teknolojisini ve diplomatik gücünü birlikte düşünmek zorundadır.
Çünkü yeni dünyanın güçlü ülkesi yalnızca güçlü ordusu olan ülke olmayacaktır. Üreten, teknoloji geliştiren, enerjisini ve gıdasını güvence altına alan, eğitimli insan gücüne sahip olan ve kendi kararlarını verebilen ülkeler geleceğin dünyasında daha etkili olacaktır.
Türkiye’nin önünde elbette ciddi riskler vardır. Ancak her riskin yanında değerlendirilmesi gereken fırsatlar da bulunmaktadır. Asıl mesele, değişen dünyanın Türkiye’yi nereye sürükleyeceği değil; Türkiye’nin değişimi ne kadar doğru okuyacağı ve kendi geleceğini ne kadar kendi iradesiyle şekillendireceğidir.
Fakat bütün bu hesapların merkezinde bir gerçeği unutmamak gerekir: Dünya yalnızca devletlerden ve güç mücadelelerinden ibaret değildir. Bu dünyanın gerçek sahibi insandır.
Bilgi çoğalırken hikmet de çoğalmalıdır. Teknoloji gelişirken insanlık gerilememelidir. Güç artarken adalet zayıflamamalıdır. Çünkü insanlığın gerçek başarısı, sahip olduğu imkânların büyüklüğüyle değil, onları hangi amaçla kullandığıyla ölçülecektir.
Bizler bugün yaşananları yalnızca seyretmek için değil, anlamak ve gelecek nesillere aktarmak için de kayda geçirmek zorundayız.
Belki yıllar sonra bu satırları okuyacak insanlar bambaşka bir dünyada yaşayacaklar. Onlara bırakabileceğimiz en değerli miraslardan biri de bugün yaşananları doğru anlamaya çalışan samimi kayıtlar olacaktır.
Dünya değişiyor. Yeni bir dönem şekilleniyor.
Türkiye’nin bu yeni dönemde nerede duracağını ise yalnızca dünyanın gelişmeleri değil; bizim aklımız, irademiz, birlik duygumuz, üretim gücümüz ve insanlığa bakışımız belirleyecektir.
Terörsüz Türkiye Süreci adı altında başlatılan süreçle birlikte, Mekke Anlaşması’nı ve SDG’nin feshini konu alan yazılarımızla farklı bir cepheden bakarak bazı sorulara cevap aramaya çalıştık.
Dileğimiz; daha güçlü bir Türkiye, daha adil bir dünya ve gelecek nesillere huzur içinde yaşayabilecekleri bir gelecek bırakabilmektir. Vesselam…
Uğur Kepekçi




