Bir önceki yazımızda Hüseyin Baş’ın ekonomi yönetimine yönelik eleştirilerinin toplumdaki karşılığına dikkat çekmiş, özellikle “yaşanan enflasyon” ile açıklanan rakamlar arasındaki farkın vatandaşta ciddi bir güven krizine yol açtığını ifade etmiştik. Ancak meselenin belki de en önemli kısmı yalnızca eleştiri değil, çözüm noktasında ortaya konulan yaklaşımdır.
Çünkü bugün Türkiye’nin temel sorunu sadece yüksek enflasyon değildir. Asıl sorun; üretimden uzaklaşan, borçlanmayı büyüten, tüketimi teşvik eden ve vatandaşın alım gücünü sürekli gerileten ekonomik anlayıştır. Yıllardır uygulanan politikalar, geniş halk kesimlerini her geçen gün biraz daha geçim mücadelesinin içine itmiş; buna karşılık üretim, yatırım ve milli kalkınma ikinci plana düşmüştür.
Tam da bu noktada Prof. Dr. Haydar Baş tarafından yıllardır dile getirilen Milli Ekonomi Modeli yeniden önem kazanmaktadır. Çünkü bu modelin temelinde faiz merkezli ekonomi yerine üretim merkezli ekonomi anlayışı bulunmaktadır. İnsan odaklı bir ekonomik yaklaşımı savunan bu model, vatandaşın refahını yalnızca rakamlarda değil doğrudan hayatın içinde hissettirmeyi hedeflemektedir.
Bugün milyonlarca insanın yaşadığı ekonomik sıkıntının temelinde gelir dağılımındaki adaletsizlik vardır. Üretenin yeterince kazanamadığı, emeklinin geçinemediği, gençlerin geleceğe umutla bakamadığı bir ekonomik düzenin sürdürülebilir olmadığı açıktır. Bu nedenle çözüm yalnızca geçici paketler ya da kısa vadeli tedbirler değildir. Türkiye’nin üretimi önceleyen, milli kaynaklarını harekete geçiren ve vatandaşın alım gücünü merkeze alan yeni bir ekonomi anlayışına ihtiyacı vardır.
Milli Ekonomi Modeli’nin yıllardır dikkat çektiği en önemli konulardan biri de iç piyasanın canlı tutulmasıdır. Çünkü güçlü ekonomi yalnızca döviz rezerviyle değil; üretim yapan çiftçisiyle, ayakta duran esnafıyla, sanayicisiyle ve alım gücü korunmuş vatandaşlarıyla mümkündür. İnsanların tüketemediği, üretemediği ve geleceğe güvenle bakamadığı bir ortamda ekonomik büyüme rakamlarının tek başına bir anlamı kalmamaktadır.
Öte yandan Hüseyin Baş’ın açıklamalarında dikkat çeken bir diğer unsur da Prof. Dr. Haydar Baş’a ait olan “önce insan” yaklaşımıdır. Çünkü ekonomi sadece para meselesi değildir; aynı zamanda sosyal huzur, aile yapısı, gençlerin geleceği ve toplum psikolojisi meselesidir. Geçim kaygısının arttığı bir toplumda umut azalır, üretim zayıflar ve sosyal problemler derinleşir. Bu nedenle ekonomik politikaların merkezinde insan olmak zorundadır.
Bugün gelinen noktada toplumun önemli bir kesimi artık günü kurtaran söylemlerden çok, gerçekçi ve uygulanabilir çözümler görmek istemektedir. Bu nedenle Bağımsız Türkiye Partisi’nin ortaya koyduğu üretim, sosyal devlet ve milli kalkınma vurgusu; yalnızca siyasi bir söylem değil, aynı zamanda mevcut ekonomik düzene alternatif bir yaklaşım olarak değerlendirilmektedir.
Çünkü görünen gerçek şudur:
Ekonomi yalnızca rakamlarla değil, insanın hayatına dokunduğu ölçüde başarılıdır. Ve milletin refahını merkeze almayan hiçbir ekonomik model uzun vadede toplumun sorunlarına çözüm üretemez.
Uğur Kepekçi




