Merhamet kaybedilirse insanlık kaybeder / İyilik Medeniyeti -5-

“Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.” (Enbiya Sûresi, 107)

Yüce Allah, sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed’i (s.a.a.) bütün insanlığa “rahmet” olarak göndermiştir. Bu ifade, İslam’ın özünün sertlik değil merhamet, öfke değil şefkat, kin değil muhabbet olduğunu açıkça göstermektedir.

İnsanlık bugün belki de tarihinin en büyük çelişkilerinden birini yaşıyor. Teknoloji baş döndürücü bir hızla ilerliyor, şehirler büyüyor, iletişim imkânları artıyor; fakat buna rağmen merhamet duygusu aynı ölçüde güçlenmiyor. Bilgi çoğalıyor ama vicdan eksiliyor. Servet büyüyor ama paylaşma küçülüyor. İnsanlar birbirine daha yakın görünse de gönüller arasındaki mesafe her geçen gün biraz daha açılıyor.

Oysa medeniyetleri ayakta tutan taş binalar değil, merhamet dolu yüreklerdir. Merhametin çekildiği yerde adalet zayıflar, kardeşlik çözülür, güven kaybolur ve toplum sessizce çürümeye başlar.

Peygamber Efendimiz (s.a.a.) şöyle buyuruyor:

“Merhamet etmeyene merhamet olunmaz.” (Buhârî, Müslim)

Bir başka hadis-i şerifte ise:

“Yeryüzündekilere merhamet edin ki göktekiler de size merhamet etsin.” (Tirmizî)

Bu hadisler, merhametin sadece duygusal bir davranış olmadığını; Allah’ın rahmetine mazhar olmanın da önemli bir vesilesi olduğunu göstermektedir.

Hz. Muhammed’in (s.a.a.) hayatına baktığımızda bunun sayısız örneğini görürüz. Kendisine taş atanları affeden, yetimleri bağrına basan, yaşlılara hürmet eden, çocuklarla şakalaşan, hayvanlara bile eziyet edilmesini yasaklayan bir Peygamber… İşte Müslümanın örnek alması gereken ahlâk budur.

Bugün dünyanın farklı coğrafyalarında yaşanan savaşlar, açlık, göçler ve mazlumların feryadı bize önemli bir gerçeği hatırlatıyor: Güç arttıkça merhamet de artmıyorsa, o güç insanlığa huzur getirmez. Gazze’de, Doğu Türkistan’da, Afrika’nın yoksul bölgelerinde veya dünyanın başka bir köşesinde acı çeken her insan, vicdan sahibi herkesin ortak imtihanıdır.

Mümin, acıyı sadece haber bültenlerinden izleyen değil; imkânı ölçüsünde dertlenen, dua eden ve el uzatan insandır.

Merhamet sadece uzak coğrafyalardaki mazlumlara karşı değil; en yakın çevremizde de kendini göstermelidir. Anne ve babaya karşı saygıda, eşler arasındaki anlayışta, çocukların eğitiminde, komşuluk hukukunda, çalışma hayatında ve ticarette…

Merhamet, hayatın her alanına nüfuz etmelidir. Sertliğin hâkim olduğu ailelerde huzur kalmaz; merhametin hâkim olduğu evlerde ise sevgi nesilden nesile aktarılır.

Prof. Dr. Haydar Baş, insanı merkeze alan anlayışında sık sık sosyal adaletin önemine dikkat çekerdi. Bir toplumun gerçek zenginliğinin sadece ekonomik göstergelerle ölçülemeyeceğini, insanın onurunu koruyan ve kimseyi çaresiz bırakmayan bir düzenin esas alınması gerektiğini ifade ederdi. Çünkü merhametin kurumsallaştığı yerde sosyal adalet güçlenir; sosyal adaletin güçlendiği yerde ise kardeşlik kök salar.

Merhamet zayıfladığında insanlar birbirini rakip olarak görmeye başlar. Oysa merhamet güçlendiğinde herkes birbirinin yükünü hafifletmeye çalışır. İşte İslam medeniyetini asırlar boyunca ayakta tutan ruh da buydu. Vakıflar, aşevleri, imarethaneler, kervansaraylar ve nice hayır müesseseleri, merhametin kurumsal hâle gelmiş şekilleriydi.

Bugün yeniden güçlü bir toplum olmak istiyorsak önce kalplerimizi merhametle doldurmalıyız. Çünkü merhamet, zayıflık değil; güçlü olmasına rağmen affedebilmenin, paylaşabilmenin ve sahip çıkabilmenin adıdır. Allah’ın rahmetini uman bir mümin, O’nun kullarına karşı da rahmetle davranmalıdır.

İyilik Çağrısı

Bugün bir yetimi sevindirin, yaşlı bir büyüğünüzü ziyaret edin, hasta bir komşunuzun hâlini sorun veya imkânınız ölçüsünde bir ihtiyaç sahibine destek olun. Merhamet, sadece hissedilen bir duygu değil; davranışa dönüşen imandır.

“İyilik, Allah’ın yeryüzündeki rahmetinin insan eliyle görünmesidir.” (Nazarî)

Önerilen Makale

İyilikle çıkın yola / İyilik Medeniyeti -1-

Değerli dostlar, Allah nasip ederse bugünden itibaren iyilik medeniyeti yazı serimize başlıyoruz.  Yaklaşık 10 gün …