Bir tarafta yıllardır aynı ekonomik politikaları uygulayıp farklı sonuç bekleyen bir iktidar anlayışı, diğer tarafta ise eleştirmek dışında somut çözüm ortaya koyamayan bir muhalefet bulunmaktadır. Millet ise bu kısır çekişmenin arasında her geçen gün biraz daha fakirleşmektedir.
Bugün üniversite mezunu gençler geleceklerini başka ülkelerde arıyor. Emekliler ikinci bir iş yapmak zorunda kalıyor. Küçük esnaf ayakta kalma mücadelesi verirken büyük sermaye grupları daha da güçleniyor. Bu tablo ekonomik adaletin bozulduğunu açıkça göstermektedir.
Toplumun en büyük ihtiyacı güven duygusudur. İnsanlar yarın daha iyi yaşayacağına inanırsa üretir, çalışır ve ülkesine sahip çıkar. Ancak sürekli kriz ortamının yaşandığı bir ülkede vatandaşın devlete ve sisteme olan güveni zedelenir. İşte bugün Türkiye’nin yeniden inşa etmesi gereken en önemli unsur bu güven ortamıdır. Oysa Türkiye çaresiz değildir.
Bu ülke güçlü insan kaynağına, üretim potansiyeline, genç nüfusa ve büyük bir tarihi birikime sahiptir. Sorun kaynak eksikliği değil, doğru ekonomik anlayışın uygulanmamasıdır.
Merhum Prof. Dr. Haydar Baş’ın ortaya koyduğu Milli Ekonomi Modeli tam da bu noktada önemli bir çıkış yolu sunmaktadır. Üretimi önceleyen, milli kaynakları harekete geçiren, vatandaşın refahını esas alan ve sosyal devleti merkeze koyan bu model; yıllardır görmezden gelinse de bugün yaşanan krizlerle birlikte daha fazla önem kazanmaktadır.
Hüseyin Baş ve Bağımsız Türkiye Partisi ise Türkiye’de artık insan odaklı bir yönetim anlayışının zorunlu olduğunu ifade etmektedir. Çünkü devletin asli görevi yalnızca ekonomik göstergeleri korumak değil, vatandaşının huzurunu ve refahını sağlamaktır.
Bugün milyonlarca insan geçim mücadelesi verirken; bir avuç kesimin servetine servet katması sosyal devlet anlayışıyla bağdaşmaz. Gençlerin umudunu kaybettiği, emeklinin yaşam savaşı verdiği, aile kurumunun ekonomik baskılar altında ezildiği bir düzen sürdürülebilir değildir.
Sosyal devlet anlayışı yalnızca yardım dağıtmak değildir. Sosyal devlet; vatandaşına iş imkânı sunan, üreticisini koruyan, çiftçisini destekleyen ve insan onuruna yakışır yaşam şartlarını sağlayan devlettir. Türkiye’nin yeniden ayağa kalkabilmesi için bu anlayışın güçlenmesi şarttır. Türkiye’nin yeniden ayağa kalkması için “önce insan” anlayışına ihtiyaç vardır.
İnsanını koruyan, üretimi destekleyen, adaleti önceleyen ve milli çözümleri esas alan bir vizyon; bu ülkenin yeniden umut olmasını sağlayacaktır. Çünkü Türkiye’nin ihtiyacı günü kurtaran politikalar değil, geleceği inşa edecek milli bir iradedir.
Uğur Kepekçi




