Millet siyasi kavgalardan yoruldu

Türkiye’de uzun süredir siyaset, milletin sorunlarını çözme zemini olmaktan uzaklaşmış durumdadır. Her gün yeni bir tartışma, yeni bir polemik ve yeni bir kriz başlığı kamuoyunun önüne sürülüyor. Ancak bütün bu gürültünün arasında vatandaşın gerçek sorunları duyulmuyor. Bugün toplumun en büyük meselesi geçim sıkıntısıdır.

İnsanlar artık markete korkarak giriyor. Emekli maaşı birkaç faturaya yetmiyor. Gençler diplomalarıyla işsiz geziyor. Aileler çocuklarının geleceği için endişe ediyor. Kurban Bayramı gibi manevi iklimin en yoğun hissedildiği günlerde bile milyonlar temel ihtiyaçlarını karşılayamamanın hüznünü yaşıyor.

Eskiden bayramlar bereketin, paylaşmanın ve kardeşliğin sembolüydü. Bugün ise insanlar bayram ziyaretine giderken mahcup olmaktan çekiniyor. Çocukların bayram sevinci bile ekonomik hesapların gölgesinde kalıyor. Bu tablo yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda sosyal bir çöküşün de işaretidir.

Çünkü ekonomik kriz sadece cebimizi değil, toplumun ruhunu da yormaktadır. İnsanlar geleceğe güvenle bakamadığında aile yapısı zayıflar, toplumsal huzur bozulur ve umut yerini öfkeye bırakır. Türkiye’nin bugün yaşadığı en büyük tehlikelerden biri de budur.

Buna rağmen siyaset kurumu halkın yarasına merhem olacak projeler üretmek yerine gündemi suni tartışmalarla meşgul ediyor. İktidar ekonomik tablonun sorumluluğunu kabul etmek yerine algılarla süreci yönetmeye çalışırken, muhalefet de toplumun önüne güçlü ve uygulanabilir bir ekonomik vizyon koyamıyor. Sonuç ise daha fazla umutsuzluk oluyor.

Millet artık birbirine bağıran siyasetçiler değil; çözüm üreten kadrolar görmek istiyor. Çünkü vatandaşın derdi ideolojik sloganlar değil, mutfaktaki yangındır.

Tam da bu noktada Bağımsız Türkiye Partisi farklı bir çizgide durmaktadır. Parti, yıllardır Türkiye’nin sorunlarının temelinde üretimden uzaklaşılması ve dışa bağımlı ekonomik sistemin bulunduğunu ifade etmektedir. Bu nedenle çözüm olarak da Milli Ekonomi Modeli’ni ve sosyal devlet anlayışını savunmaktadır.

Bugün yaşanan krizler göstermiştir ki; faiz, borç ve dış kaynak üzerine kurulu ekonomi modeli sürdürülebilir değildir. Türkiye kendi kaynaklarına yönelmek, üretimi artırmak ve vatandaşın alım gücünü yükseltmek zorundadır.

Üretmeyen bir ekonominin güçlü olması mümkün değildir. Tarımın zayıfladığı, sanayicinin yüksek maliyet altında ezildiği ve gençlerin üretim yerine kısa yoldan kurtuluş aradığı bir ortamda kalkınmadan söz edilemez. Türkiye yeniden üretim eksenli bir ekonomik anlayışa dönmek zorundadır.

Milletin ihtiyacı yeni tartışmalar değil, yeni bir yön tayinidir. Çünkü bu ülkenin enerjisini tüketen şey ekonomik yetersizlikten çok, çözümsüzlükte ısrar eden siyasi anlayıştır.

Önerilen Makale

Arefe gününün faziletleri ve teşrik tekbirleri hakkında

Kurban, Allah Teâlâ’nın Kur’an-ı Kerîm’de; “Rabbin için namaz kıl ve kurban kes” (Kevser, 108/2), emriyle Müslümanlar üzerine …