Rabbime sonsuz şükürler olsun ki, ömre bedel bir umre ibadetini daha eda etmeyi nasip etti. Kutsal topraklarda geçirilen yirmi günün ardından, bedenimizle birlikte gönlümüzde biriktirdiklerimizle memleketimize döndük. Şimdi sıra, her ciddi işin sonunda yapılması gereken o kaçınılmaz muhasebede.
Zira insan, yaptığı her işin ardından bir durup düşünmeli; ortaya konan emeğin, çekilen zahmetin kendisine ne kazandırdığını ya da neleri eksik bıraktığını samimiyetle sorgulamalıdır. Umre de böyledir. Sadece gidilip gelinen bir yolculuk değil, insanın kendisiyle yüzleştiği, niyetini, sabrını ve ahlakını tarttığı bir imtihandır.
Şunu baştan ifade edelim ki umre ibadeti, zahmetiyle kıymet kazanan, başlı başına zor ve faziletli bir ibadettir. Bu zorluğun ibadetin özünden kaynaklanan kısmını ortadan kaldırmak zaten mümkün değildir. Çünkü hiçbir ibadette “Ya Rabbi, bunu bana zahmetsiz kıl” diye bir niyet yoktur. Aksine zahmet, samimiyetin ve teslimiyetin bir parçasıdır.
Ancak ibadetin dışında yaşanan ve insanı yoran bazı sıkıntılar vardır ki, bunlar ne kaderdir ne de kaçınılmazdır. Bunlar çoğu zaman bireysel eksikliklerden, İslam ahlakının gerektirdiği hassasiyetlerin yeterince içselleştirilmemesinden kaynaklanmaktadır. İşte değişmesi, düzelmesi gereken alan tam da burasıdır.
Kutsal topraklara hac ve umre için gidecek olanların, yolculuk öncesinde mutlaka temel bazı eğitimlerden geçirilmesi gerektiğine inanıyorum. Kalabalık ortamlarda nasıl hareket edileceği, temizlik ve düzenin ibadetin bir parçası olduğu, en önemlisi de “kul hakkı” meselesinin ne anlama geldiği açıkça anlatılmalıdır. Bilgisizlikten, aceleden ya da bencillikten başkasının hakkına girmenin de bir vebal olduğu sürekli hatırlatılmalıdır.
Oysa insanlar biraz daha güzel ahlak sahibi olabilseler, yaşanan pek çok küçük sorun kendiliğinden ortadan kalkacaktır. İbadetin ruhu daha derinden hissedilecek, etkisi sadece o anla sınırlı kalmayıp hayata taşınacaktır.
“Önce ben” demek yerine “önce sen” diyebilsek; araçlara inişlerde, binişlerde, kapılardan giriş ve çıkışlarda biraz daha başkasını gözetebilsek hem düzen sağlanacak hem de izdiham riski büyük ölçüde azalacaktır. Bu, büyük fedakârlıklar değil; sadece biraz dikkat, biraz sabır ve biraz da empati meselesidir.
Neticede bunların tamamı fiziki ve davranışsal eksikliklerdir ve telafisi mümkündür. Yapılması gereken şey, ibadetin sadece şekline değil, ruhuna da daha fazla emek vermektir. Asıl muhasebe de zaten tam burada başlamaktadır.
(Devam edecek…)
Uğur Kepekçi




