Milletin egemen olmadığı toplumlarda huzurun kalıcı olması mümkün değildir. İnsanlık tarihine baktığımızda, iradenin tek elde toplandığı yönetimlerin çoğu zaman büyük felaketlere kapı araladığını görürüz. Gücün denetlenmediği her sistem, başlangıçta iyi niyetlerle yola çıksa bile zamanla toplum aleyhine işlemeye mahkûm olmuştur. Bu yüzden mesele yalnızca güçlü bir lider değil; o gücün kim adına ve nasıl kullanıldığıdır.
Tam da bu noktada “baba devlet” anlayışı ile ifade edilen, milleti merkeze alan bir yönetim ihtiyacı ortaya çıkmaktadır. Devletin asli görevi; vatandaşını koruyan, kollayan, ona sosyal ve ekonomik güvence sağlayan bir yapı inşa etmektir. Ancak bu anlayış, keyfi yönetimle değil; millet egemenliği, hukuk devleti ve güçlü denetim mekanizmalarıyla hayat bulabilir. Aksi halde “baba devlet” söylemi, otoriterliğin bir kılıfına dönüşme riski taşır.
İşte bu dengeyi kurma iddiasında olan yaklaşım, merhum Prof. Dr. Haydar Baş tarafından ortaya konulan Milli Ekonomi Modeli ile somut bir çerçeveye kavuşturulmuştur. Bu model, devleti yalnızca düzenleyici bir unsur olarak değil; aynı zamanda vatandaşının refahını doğrudan teminat altına alan bir aktör olarak konumlandırır. Sosyal devlet anlayışını ekonomik politikalarla güçlendiren bu yaklaşım, gelir dağılımında adaleti sağlamayı, üretimi artırmayı ve vatandaşın alım gücünü yükseltmeyi hedefler.
Milli Ekonomi Modelinin projeleri arasında “Ev hanımı maaşı”, “vatandaşlık maaşı” gibi öneriler de bu çerçevede, bireyin devletiyle bağını güçlendiren sosyal politikalar olarak öne çıkar.
Baba devlet anlayışını yeniden gündeme taşıyan bu fikrin bugün temsilciliği ise Hüseyin Baş liderliğinde Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) kadroları tarafından sürdürülmektedir. Bu kadrolar, söz konusu modelin yalnızca bir teori olarak kalmaması, aksine ülke yönetimine taşınarak hayata geçirilmesi için yoğun bir çaba ortaya koymaktadır. Çünkü bu modelin iktidara taşınması, sadece bir siyasi tercih değil; milletin refahı ve devletin bekası açısından bir gereklilik olarak değerlendirilmektedir.
Zira her geçen gün ekonomik ve sosyal sorunların daha da kronik hale geldiği bir süreçten geçiyoruz. Geciken her çözüm, derinleşen her kriz, adeta hastalığın ilerlemesine ve tedavinin zorlaşmasına neden olmaktadır. Bu nedenle, milletin merkezde olduğu, devletin şefkat ve adaletle hareket ettiği bir anlayışın vakit kaybetmeden hayata geçirilmesi büyük bir aciliyet taşımaktadır.
Bugün insanlığın ihtiyacı olan şey; gücün tek elde toplandığı sistemler değil, milletin söz sahibi olduğu ve devletin de o milleti koruyup güçlendirdiği dengeli bir düzendir. “Baba devlet” anlayışı, eğer adaletle, liyakatle ve millet egemenliğiyle birleşirse anlam kazanır. Aksi takdirde, sadece bir söylem olarak kalır. Gerçek huzur ise ancak güçlü bir devlet ile güçlü bir milletin aynı zeminde buluştuğu bir sistemle mümkün olacaktır.
Uğur Kepekçi




