Filistin’e insani yardım ulaştırmak amacıyla yola çıkan Sumud filosunun bir kez daha İsrail askerleri tarafından alıkonulması, artık sıradan bir haber gibi sunuluyor. Oysa bu olay, uluslararası hukukun ve insanlık onurunun göz göre göre çiğnendiğinin açık bir ilanıdır. Daha da vahimi, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu pek çok ülkenin bu duruma yalnızca “kınama” ile karşılık vermesidir.
Bugün gelinen noktada şu gerçeği açıkça ifade etmek gerekiyor: Kınamalar, İsrail’in politikalarını durdurmuyor. Aksine bu tepkisizlik, İsrail’i daha da cesaretlendiriyor. Filistin’de, Lübnan’da, İran’da yürütülen saldırgan politikalar; binlerce masum insanın hayatına mal olan operasyonlar artık sistematik bir hal almış durumda. Ve dünya, bu tabloyu izlemekle yetiniyor.
Sormak gerekiyor: Bu yapılanlar her defasında İsrail’in yanına mı kalacak? Uluslararası toplumun görevi yalnızca açıklama yapmak mıdır? Eğer öyleyse, bu düzenin adı adalet değil, güçlünün hukuku olur.
Ancak eleştiri yalnızca dışarıya değil, içeriye de yapılmalıdır. Türkiye gibi bölgesinde söz sahibi olduğunu iddia eden bir ülkenin de bu süreçte etkili ve caydırıcı adımlar atmaktan uzak kaldığı açıktır. Sert açıklamalar yapılmakta, ancak bu açıklamalar somut adımlarla desteklenmemektedir.
Eğer gerçekten bir duruş ortaya konulacaksa, bunun yolu bellidir. İsrail ile yapılan anlaşmaların gözden geçirilmesi, gerekirse iptal edilmesi; stratejik öneme sahip askeri ve istihbari iş birliklerinin sonlandırılması; kamuoyunda tartışılan Kürecik Üssü gibi unsurların yeniden değerlendirilmesi… Bunlar konuşulmadan, yalnızca söylem üzerinden siyaset yapmak sonuç üretmez.
Ve artık şu soruyu da sormanın zamanı gelmiştir:
Madem İsrail hukuk tanımıyor, uyarılara kulak asmıyor; o halde onun anladığı dilden konuşacak bir irade, bir cesaret, bir liderlik ne zaman ortaya çıkacak?
Unutulmamalıdır ki caydırıcılık, sadece sözle değil eylemle sağlanır. Bugün güçlü bir irade ortaya konulmadıkça, yarın çok daha ağır bedeller ödenebilir. Çünkü cezasız kalan her hukuksuzluk, yeni bir hukuksuzluğun kapısını aralar.
Ey dünya devletleri…
Ey insanlıktan nasibini hâlâ kaybetmemiş milletler…
Kınamak kolaydır. Zor olan, bedel ödemeyi göze alarak adım atmaktır. Eğer gerçekten bu zulmün karşısında durulmak isteniyorsa, artık sözün ötesine geçilmelidir. Diplomatik baskılar, ekonomik yaptırımlar ve uluslararası hukuk mekanizmaları işletilmelidir.
Dünya ya bu gidişata “dur” diyecek ya da tarihin utanç sayfalarındaki yerini alacaktır. Tarafsızlık adı altında sergilenen sessizlik ise zulmün en büyük destekçisi olmaya devam edecektir.
Artık karar zamanı: Kınamak mı, yoksa gerçekten harekete geçmek mi?
Uğur Kepekçi




