Nisâ Suresi 58. ayette Yüce Allah şöyle buyurur: “Allah size, emanetleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Allah size ne güzel öğütler veriyor. Şüphesiz Allah her şeyi işitmekte, her şeyi görmektedir.”
Değerli dostlarım, Vicdan sahibi hemen herkes, memleketimizde işlerin adalet ekseninde yürümediği ve emanetin büyük ölçüde ehil ellerden çıktığı konusunda neredeyse ittifak halindedir. Bu kanaat, ideolojik bir körlüğün değil; yaşananların, görülenlerin ve bizzat tecrübe edilenlerin doğal bir sonucudur.
Yaklaşık yirmi küsur yıldır kendisini sözde İslami fikriyata ve muhafazakâr değerlere nispet eden bir siyasi anlayışın iktidarda olduğu bir ortamda, en azından emanetin emin ellere teslim edilmesi ve adaletin güçlü bir şekilde tesis edilmesi beklenirdi. Ne var ki bugün gelinen noktada, tarihte örneği zor bulunacak ölçüde bu iki temel ilkenin zedelendiğini üzülerek müşahede ediyoruz.
İktidara talip olurken daha adil bir düzen vaat edenler, propaganda dönemlerinde “adil düzen” söylemini sıkça dillendirdiler. Ancak geride bırakılan onca yılın ardından sorulması gereken soru şudur: Bu adil düzeni fiilen gören var mı? Varsa çıksın ve söylesin.
Elbette bu tablo bir günde ortaya çıkmadı. Önce niyetler eğilip büküldü, ardından yapılan yanlışlara kılıflar bulundu. “Amaç” kutsandı, “araçlar” ise giderek meşrulaştırıldı. Seçilmek uğruna yalan dahil her yol denendi. Kurumlarda liyakati esas almak yerine mülakat adı altında kadrolaşma yoluna gidildi. Ehil olanlar değil, sadakat gösterenler tercih edildi. Emanet, ehline değil; dosta, yandaşa, biat edene verildi. Böylece adalet de tabiatı gereği rayından çıktı.
İhalelere fesat karıştırıldı, kamu imkânları belli çevrelere tahsis edildi. İşe alımlarda hak eden değil, “bizden olan” makbul sayıldı. Liyakat yerini aidiyete, adalet yerini itaate bıraktı.
Faizin ayet ve hadislerle açıkça haram kılındığı bilindiği halde, bankacılık sistemine getirilen yeni uygulamalarla, kur korumalı mevduat gibi modellerle ve birtakım zoraki fetvalarla haramlar helal gösterilmeye çalışıldı. Bütün bu çabaların temelinde ya gücü ele geçirme ya da elde tutma arzusu yatmaktadır. Amaç için aracı meşru kılma anlayışı, adım adım bir zihniyet haline gelmiştir.
Oysa Peygamber Efendimizin (s.a.v.) hayatına bakıldığında, emanetin ehil olmayana verildiği ya da adaletin zedelendiği tek bir uygulamaya dahi rastlanmaz. O, hiçbir zaman hedef uğruna ilkeyi feda etmemiş; aracı, amacın önüne geçirecek bir yozlaşmaya asla izin vermemiştir.
Bugün “inandığını” ve Peygamberimizin yolundan gittiğini iddia edenlere düşen, kendilerini bu berrak ölçüyle tartmalarıdır. Zira emanetin ehline verilmediği, adaletin gözetilmediği bir yerde ne dindarlık iddiası ayakta kalır ne de toplumsal huzur mümkün olur. Aynaya bakmak cesaret ister; fakat bu yüzleşme ertelendikçe ödenecek bedel de ağırlaşacaktır.
Uğur Kepekçi




