Ramazan, sadece oruç ve ibadet ayı değil; aynı zamanda ilahî rahmetin en yoğun tecelli ettiği bir kurtuluş mevsimidir. Bu ay, kulun hem nefsinden hem de günahın ağırlığından arınma fırsatı bulduğu bir arınma çağrısıdır. Açlıkla terbiye edilen beden, tevbe ile temizlenen kalp ve dua ile Rabbine yönelen bir ruh… İşte Ramazan, insanı cehennem ateşinden uzaklaştıran bu manevî dönüşümün adıdır.
Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) Ramazan’ı üç safha hâlinde tarif eder: “Ramazan’ın başı rahmet, ortası mağfiret, sonu ise cehennemden azattır.” Bu beyan, ayın manevî seyrini adım adım önümüze koyar. İlk günlerde kul, rahmet iklimine girer; kalbi yumuşar, merhamet hissi artar. Ayın ortasında mağfiret tecelli eder; tevbe eden için bağışlanma kapıları ardına kadar açılır. Sonunda ise ilahî lütfun zirvesi olan azat müjdesi vardır.
Kur’ân-ı Kerîm’de müminlerin dilinden dökülen şu dua da bu kurtuluş bilincini yansıtır: “Rabbena âtinâ fiddünyâ haseneten ve fil âhireti haseneten ve kınâ azâbennâr.” (Bakara, 201). “Allah’ım! Bize dünyada iyilik ve güzellik ver, ahirette de iyilik ve güzellik ver. Bizi Cehennem azabından koru”
Kur’an-ı Kerim’de yer alan bu dua, dünya ile ahiret dengesini kurarken özellikle “bizi ateş azabından koru” niyazıyla son bulur. Demek ki mümin için gerçek başarı, sadece dünyada iyiliğe kavuşmak değil; ahirette de azaptan emin olmaktır.
Peygamber Efendimiz’in sıkça yaptığı dualardan biri de “Allâhumme ecirnâ minen nâr” yani “Allah’ım, bizi ateşten koru” yakarışıdır. Bu dua, Ramazan gecelerinde daha bir anlam kazanır. Çünkü azat müjdesinin konuşulduğu bir ayda, kulun en çok talep edeceği şey de ilahî koruma ve bağışlanmadır. Dua, bu yönüyle kurtuluşun kapısını çalan samimi bir niyazdır.
Cehennemden azat edilmek, yalnızca ahirete dair bir temenni değildir; dünyada da günahın zincirlerinden kurtulmak demektir. Kibirden, hasetten, öfkeden, kul hakkından ve zulümden arınmak… Çünkü insanı ateşe yaklaştıran sadece işlediği günah değil; o günahı sürdürmesidir. Ramazan ise alışkanlıkları kırar, kalbi yeniden hassas ve diri hâle getirir.
Bu yüzden özellikle Ramazan’ın son günleri, daha derin bir muhasebe zamanıdır. Kul, rahmetle başlayan, mağfiretle devam eden bu ilahî sürecin azatla taçlanması için hem dilini hem kalbini dua ile meşgul etmelidir.
Yüce Allah’ın Kur’an’da bize öğrettiği “Allah’ım! Bize dünyada iyilik ve güzellik ver, ahirette de iyilik ve güzellik ver. Bizi Cehennem azabından koru” duasıyla başlayıp Peygamberimizin “Allah’ım, bizi ateşten koru” niyazını hayatına taşıyan bir mümin için Ramazan, sadece geçen bir ay değil; ebedî kurtuluşa açılan bir kapı olur.
Uğur Kepekçi




