Sevgiden mahrum bir neslin geldiği durum

Bir toplumun geleceğini anlamak için sokaklarına değil, çocuklarının gözlerine bakmak yeterlidir. Bugün o gözlerde giderek artan bir öfke, bir boşluk ve en önemlisi bir sevgi eksikliği göze çarpıyor. Okullarda yaşanan şiddet olayları da aslında bu içsel boşluğun dışa vurumundan başka bir şey değildir.

Bu tablonun en temel sebeplerinden biri, çocukların anne şefkatinden mahrum bir şekilde büyümesidir. Modern hayatın ekonomik zorunlulukları, birçok anneyi evinden uzak, uzun çalışma saatlerine mecbur bırakmaktadır. Maddi kaygılarla geçirilen bu süreçte, çocuklar en çok ihtiyaç duydukları dönemde annelerinin ilgisinden, sevgisinden ve yönlendirmesinden uzak kalmaktadır. Oysa bir çocuğun karakterinin temelleri, en çok da o erken yaşlarda atılır.

Tam da bu noktada, BTP’nin ortaya koyduğu Milli Ekonomi Modeli içerisinde yer alan “ev hanımı maaşı” önerisi, sadece ekonomik değil, aynı zamanda derin bir toplumsal çözüm olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu modelle birlikte anne, evinde kalarak hem ekonomik bir güvenceye kavuşacak hem de çocuklarının gelişim sürecine doğrudan katkı sunabilecektir. Maddi bir gelir elde eden anne, geçim kaygısıyla ev dışında iş aramak zorunda kalmayacak; böylece çocuklar da en çok ihtiyaç duydukları sevgi ve şefkati aile içinde bulacaktır.

Sevgiyle büyüyen bir çocuk, öfkeyi değil anlayışı öğrenir. Şiddeti değil merhameti benimser. Bugün okullarda karşı karşıya kaldığımız agresif ve kontrolsüz davranışların önemli bir kısmı, aslında bu sevgi eksikliğinin bir sonucudur. Annenin varlığı sadece fiziksel bir yakınlık değil, aynı zamanda duygusal bir güvenlik alanıdır. Bu alanın yokluğu, çocukları dış dünyada savrulmaya açık hale getirmektedir.

Toplum olarak geldiğimiz noktada, bireyler arası bağların zayıflaması ve aile yapısının sarsılması, sevgisizliği daha da derinleştirmiştir. Yolda yürürken bir karıncayı incitmekten çekinen bir medeniyetin evlatlarıyken, bugün birbirine tahammül edemeyen bireyler haline gelmiş olmamız tesadüf değildir. Bu bir sonuçtur; yanlış sosyal ve ekonomik tercihlerin doğurduğu bir sonuç.

Eğer gerçekten okullardaki şiddeti, toplumsal çöküşü ve ahlaki erozyonu durdurmak istiyorsak, işe en temelden, yani aileden başlamak zorundayız. Anneyi yeniden ailenin merkezine alan, ona hem değer hem de ekonomik güvence sağlayan politikalar geliştirilmeden bu sorunun çözülmesi mümkün değildir.

Unutulmamalıdır ki sevgiyle büyüyen bir nesil, güçlü bir toplumun temelidir. Ve o sevginin ilk kaynağı, annedir.

Önerilen Makale

Mirasın taşıyıcısı Hüseyin Baş’ın tarihi misyonu

Bir fikir adamı aramızdan ayrıldığında geriye yalnızca hatıralar kalmaz; eğer o fikirler bir millete dokunmuşsa, …