Ramazan ayı, müminin hayatında sadece açlık ve susuzlukla geçirilen bir zaman dilimi değil; aynı zamanda kalbin Allah’a daha fazla yöneldiği bir arınma mevsimidir. Bu yönelişin en güçlü tezahürlerinden biri de itikâf ibadetidir. İtikâf, kelime anlamı itibarıyla bir yere çekilmek, orada kalmak ve kendini belli bir amaca adamak demektir. Dini anlamda ise müminin dünya meşguliyetlerinden uzaklaşıp bir süreliğine mescitte kalarak ibadet, tefekkür ve zikirle meşgul olmasıdır. Bu yönüyle itikâf, insanın kalbini dünyevî dağınıklıktan kurtarıp ilahî huzura yönelten özel bir ibadet olarak görülmüştür.
Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de itikâfa işaret ederek şöyle buyurur:
“Mescitlerde itikâfta bulunduğunuz zaman kadınlarınıza yaklaşmayın. Bunlar Allah’ın koyduğu sınırlardır; onlara yaklaşmayın.” (Bakara, 2/187).
Bu ayet, itikâfın İslam’ın ilk dönemlerinden itibaren bilinen ve uygulanan bir ibadet olduğunu göstermektedir. Özellikle Ramazan ayının son on gününde yapılan itikâf, Peygamber Efendimiz’in sürekli olarak yerine getirdiği sünnetlerden biridir. Rivayet edildiğine göre Resûlullah (s.a.a.) Medine’ye hicret ettikten sonra vefat edinceye kadar her Ramazan’ın son on gününde itikâfa girmiştir. Bu uygulama, müminlere Ramazan’ın son günlerini daha yoğun bir kulluk bilinciyle değerlendirme fırsatı sunmaktadır.
İtikâfın en önemli hikmetlerinden biri, insanın kalbini dünyadan bir süreliğine uzaklaştırarak Allah ile baş başa kalabilmesidir. Günümüz insanı sürekli bir koşuşturma, bilgi akışı ve dikkat dağınıklığı içinde yaşamaktadır. Böyle bir ortamda itikâf, adeta ruhun sığınabileceği bir liman gibidir. Mescitte geçirilen bu zaman dilimi, Kur’an tilaveti, namaz, dua, zikir ve tefekkürle insanın iç dünyasını yeniden inşa etmesine imkân sağlar. Bu yüzden birçok âlim itikâfı “kalbin Allah’a yönelişinin yoğunlaştırılmış hâli” olarak tarif etmiştir.
Ramazan’ın özellikle son on gününde gerçekleştirilen itikâf, insanın hayatına derin bir manevî muhasebe imkânı sunar. İnsan çoğu zaman günlük hayatın telaşı içinde kendi iç dünyasını ihmal eder. Oysa itikâf, insanın kendi nefsiyle yüzleştiği, hayatının yönünü yeniden gözden geçirdiği bir iç yolculuktur. Bu yönüyle itikâf sadece bir ibadet değil, aynı zamanda kalbin arınması ve niyetlerin saflaşması için bir fırsattır. Mümin bu süreçte Kur’an ile daha güçlü bir bağ kurar ve hayatının merkezine yeniden ilahî rızayı yerleştirmeye çalışır.
İtikâfın bir diğer hikmeti de kul ile Rabbi arasındaki ilişkinin derinleşmesidir. İnsan, kalabalıklar içinde yaşarken çoğu zaman ibadetlerini alışkanlık düzeyinde yerine getirir. Ancak itikâf ortamında ibadet daha bilinçli ve daha yoğun bir şekilde yaşanır. Gecelerin uzun dualarla, gündüzlerin Kur’an tilaveti ve zikirle değerlendirilmesi, kalpte farklı bir huzur ve yakınlık hissi meydana getirir. Bu nedenle birçok âlim, itikâfın müminin iman hayatını tazeleyen güçlü bir manevi eğitim olduğunu ifade etmiştir.
Ayrıca itikâf, Kadir Gecesi’ni ihya etme arzusunun da en güzel yollarından biridir. Ramazan’ın son on gününde yapılan bu ibadet, mümine bin aydan daha hayırlı olduğu bildirilen o mübarek geceyi yakalama ümidi kazandırır. Bu sebeple Peygamber Efendimiz Ramazan’ın son günlerinde ibadetlerini artırmış, ailesini de ibadete teşvik etmiş ve ümmetine bu günlerin kıymetini hatırlatmıştır. Böylece itikâf, Ramazan’ın son demlerinde kulun ilahî rahmet kapılarına daha güçlü bir şekilde yönelmesine vesile olan eşsiz bir kulluk imkânı hâline gelmiştir.
Not: İtikaf diğer zamanlarda da yapılabilir. Kendi başımıza arzuladığımız bir yerde (makbul olan mescitlerdir) itikaf niyetiyle geçirilecek bir zaman dilimi süresince de mükafat elde edilebilecek bir ibadettir. Mesela namaz öncesinde girdiğimiz mescide girerken itikafa niyet ederek orada kaldığınız sürece itikaf sevabını alabileceğimiz Ömer Nasuhi Bilmen / İslam ilmihalinin itikaf bölümünde haber verilmiştir.
“Bir itikâfın en az müddeti, İmam Ebu Yusuf’a göre bir gündür. İmam Muhammed’e göre bir saattir. Bir saat, fıkıh alimlerine göre, zamanın belirsiz olan az veya çok bir parçası demektir. Yoksa bir günün yirmi dört saatte biri demek değildir.
(İtikâfın en az müddeti, Malikilerce tercih edilen görüşe göre bir gündüz kadar, bir gecedir. Şafiîlere göre de ‘Suphanallah’ denilmesinden bir an kadar fazla olan pek az bir zamandır.”)
Uğur Kepekçi




