Devletin varlıkları satılarak devlet ayakta kalamaz

Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Hüseyin Baş’ın Bursa’da 158 yıllık Memleket Hastanesi’nin özelleştirme kapsamına alınmasına yönelik tepkisi, Türkiye’de uzun süredir devam eden özelleştirme tartışmalarını yeniden alevlendirdi.

Abdülaziz döneminde kurulan köklü bir sağlık kurumunun satış listesine dahil edilmesi, yalnızca ekonomik bir adım olarak değerlendirilmiyor. Bu gelişme, kamu varlıklarının geleceği ve devletin ekonomik rolü açısından daha derin bir tartışmayı da beraberinde getiriyor.

BTP lideri Hüseyin Baş, sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamada hükümetin özelleştirme politikasını sert sözlerle eleştirerek, bu süreci “mirasyedi anlayışı” olarak nitelendirdi.

“Farkındaysanız uzun süredir karşı çıktığımız ve zararlarını anlattığımız özelleştirmelerin son zamanlarda hız kazandığını görüyoruz. Elinde başka bir gelir kalemi kalmayan hükümet, bir yandan vergilerle halka daha çok yüklenirken öte yandan özelleştirmelerle tabiri caizse mirasyedi gibi davranıyor. Özelleştirdikçe daha çok paraya ihtiyaç duyuyorsunuz, daha çok paraya ihtiyaç duydukça özelleştiriyorsunuz. Böyle bir paradoks…”

Baş’ın dikkat çektiği en önemli nokta ise, özelleştirme ile ekonomik sıkışmışlık arasında oluşan kısır döngü oldu. “Özelleştirdikçe daha çok paraya ihtiyaç duyuyorsunuz, daha çok paraya ihtiyaç duydukça özelleştiriyorsunuz” sözleri, kısa vadeli gelir arayışının uzun vadeli sonuçlarına işaret ediyor.

Türkiye’de özelleştirme politikaları özellikle son yıllarda sıkça tartışma konusu olurken, bu politikaların ekonomik getirisi kadar stratejik sonuçları da sorgulanıyor. Uzmanlara göre, sağlık, enerji, ulaşım ve iletişim gibi alanlar yalnızca ekonomik faaliyet alanı değil; aynı zamanda devletin egemenlik ve sosyal sorumluluk sahalarıdır. Bu alanlarda kamunun geri çekilmesi, uzun vadede hem hizmet kalitesini hem de erişilebilirliği doğrudan etkileyebilir.

BTP’nin bu konudaki yaklaşımı ise daha köklü bir ekonomik modele dayanıyor. Partinin kurucusu Prof. Dr. Haydar Baş tarafından ortaya konulan Milli Ekonomi Modeli, devletin stratejik sektörlerde aktif rol almasını öngörüyor. Bu modele göre devlet, yalnızca düzenleyici değil; aynı zamanda üretici ve yönlendirici bir aktör olmak zorunda. Aksi halde ekonomik bağımsızlığın korunması mümkün olmuyor.

Bursa’daki Memleket Hastanesi örneği, bu tartışmanın somut bir yansıması olarak öne çıkıyor. Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan bir kamu mirasının özelleştirilmesi, sadece bir mülkiyet değişimi değil; aynı zamanda devletin sosyal alandaki rolünün daralması olarak yorumlanıyor.

Dünya genelinde de benzer tartışmalar yaşanırken, birçok gelişmiş ülkenin özellikle kriz dönemlerinde kamucu politikalara yöneldiği görülüyor.

Devletlerin stratejik sektörlerde kontrolü elinde tutma eğilimi artarken, Türkiye’de özelleştirme uygulamalarının hız kazanması dikkat çekiyor.

Bu noktada asıl soru şu: Devletler kısa vadeli gelir elde etmek için mi varlıklarını elden çıkarır, yoksa uzun vadeli güç ve bağımsızlık için mi bu varlıkları korur?

Hüseyin Baş’ın çıkışı, bu sorunun yeniden yüksek sesle sorulmasına vesile oldu. Çünkü mesele sadece bir hastanenin geleceği değil; devletin üretim gücü, sosyal sorumluluğu ve nihayetinde bağımsızlığıdır.

Sonuç olarak, özelleştirme politikaları yalnızca ekonomik bir tercih olarak değil, devletin bekası açısından da ele alınmak zorunda. Zira tarih gösteriyor ki; üretimden çekilen, elindekini satan ve günü kurtarmaya odaklanan devletler, uzun vadede kendi geleceklerini de riske atıyor.

Önerilen Makale

Sabrın fazileti hakkında

Sabır hakkında çok sayıda ilahi buyruk vardır. Sabredenler hakkında çeşitli müjdeler verilir. Bu konuda şu …