Enflasyonun gerçek kaynağı ve görmezden gelinen yapısal sorun

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, son dönemde artan enflasyonu küresel gelişmelere ve jeopolitik risklere bağlayarak açıklıyor. Bu yaklaşım, dış ekonomik dalgaların iç piyasaya etkisini vurgulaması açısından klasik bir ekonomi anlatısı gibi görünse de, Türkiye’nin mevcut tabloyu açıklamakta yetersiz kaldığı giderek daha fazla tartışılıyor.

Tam bu noktada Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Hüseyin Baş, meseleyi çok daha net bir çerçeveye oturtuyor ve tartışmayı doğrudan ekonomik gerçekliğe çekiyor:

Oysa gerçek çok açık: Türkiye’deki enflasyonu jeopolitik gelişmelerle açıklamak mümkün değildir.

Bu ifade, yalnızca politik bir eleştiri değil; aynı zamanda uluslararası karşılaştırmalara dayanan somut bir sorgulamadır. Çünkü bugün dünya genelinde savaş ve kriz ortamı yaşayan birçok ülkede enflasyon oranları Türkiye’nin oldukça altında seyretmektedir. Bu durum, enflasyonun kaynağının dış faktörlerden ziyade iç ekonomik yapıyla ilgili olduğunu güçlü şekilde ortaya koymaktadır.

Hüseyin Baş bu çelişkiyi daha da görünür hale getiren soruyu ortaya koyuyor:

Peki nasıl oluyor da Türkiye’deki enflasyon bu ülkelerden kat kat fazla?

Bu soru, aslında tüm tartışmanın yönünü değiştirmektedir. Çünkü mesele artık “neden enflasyon var” sorusu değil, “hangi ekonomik model bunu üretiyor” sorusudur.

Türkiye’de uzun yıllardır uygulanan ekonomi politikalarının üretim yerine ithalatı, yerli sanayi yerine dışa bağımlılığı, planlı kalkınma yerine kısa vadeli finansal çözümleri öncelediği görülmektedir. Özelleştirme süreçleriyle kamusal üretim gücünün zayıflaması, stratejik sektörlerde dışa bağımlılığın artması ve tarım-sanayi dengesinin bozulması, bugünkü tabloyu hazırlayan temel unsurlar arasında yer almaktadır.

Bu çerçevede Hüseyin Baş’ın tespiti daha da anlam kazanmaktadır:

Çünkü Türkiye’deki enflasyon, uzun yıllardır sürdürülen sistematik bir fakirleştirme politikasının sonucudur.

Bu ifade, enflasyonu bir sonuç değil, bir süreç olarak okumayı gerektirir. Yani bugünkü ekonomik durum anlık gelişmelerin değil, uzun yıllara yayılan bir model tercihin ürünüdür.

Dolayısıyla tartışma artık teknik bir fiyat artışı tartışması olmaktan çıkmış, doğrudan ekonomik sistem tartışmasına dönüşmüştür. Ve bu sistem tartışması, gelecekteki ekonomik yönün belirlenmesinde kritik bir eşik haline gelmiştir.

Hüseyin Baş’ın tespitlerine yarın da değineceğiz.

Önerilen Makale

Kınama değil, caydırıcılık gerek

Filistin’e insani yardım ulaştırmak amacıyla yola çıkan Sumud filosunun bir kez daha İsrail askerleri tarafından …