İnsanlık tarihinin hiçbir döneminde bilgiye ulaşmak bugünkü kadar kolay olmamıştı. Bir zamanlar kütüphanelerde yıllarca aranacak bilgiler artık birkaç saniyede ekranlara düşüyor. Dünyanın öbür ucundaki bir gelişmeden anında haberdar oluyor, sayısız veriye aynı anda ulaşabiliyoruz. Fakat bütün bu bilgi bolluğuna rağmen insanlık daha huzurlu, daha adil ve daha mutlu bir noktaya ulaşabildi mi? İşte asıl sorgulanması gereken mesele budur.
Bugün çağımızın en büyük çelişkisi şudur: Bilgi arttı ama hikmet azaldı. İnsanlar çok şey biliyor fakat bildiklerini nasıl kullanacağını bilemiyor. Teknoloji ilerliyor ama insan ilişkileri zayıflıyor. İletişim imkânları çoğalıyor ama insanlar birbirini anlamakta her geçen gün daha fazla zorlanıyor.
Çünkü bilgi tek başına insanı olgunlaştırmaz. Bilgiye yön verecek olan şey vicdandır, ahlâktır ve hikmettir. Hikmet ise sadece öğrenmekle değil; düşünmekle, muhasebe yapmakla ve insan kalabilmekle oluşur. Bugün birçok insanın zihni bilgiyle dolu ama gönlü boş kalmış durumda. Bu yüzden bilgi insanı yüceltmek yerine çoğu zaman kibri büyütüyor.
Sosyal medya çağında herkes konuşuyor fakat çok az insan gerçekten düşünüyor. Bir haberi araştırmadan paylaşmak, bir fikri anlamadan savunmak, bir insanı tanımadan yargılamak artık sıradan hâle geldi. Bilgi hızlandı ama akıl süzgeci yavaşladı. İnsanlar öğrenmekten çok tepki vermeye alıştı.
Oysa geçmişte ilim denildiğinde sadece veri sahibi olmak anlaşılmazdı. İlim aynı zamanda edep demekti, ölçü demekti, insanı insan yapan ahlâkî olgunluk demekti. Bu yüzden eskiler “ilim irfanla birleşirse kıymetlidir” derdi. Çünkü hikmetten kopan bilgi bazen faydadan çok zarar üretir.
Bugün dünya bunun örnekleriyle doludur. Bilim gelişiyor ama savaşlar bitmiyor. Teknoloji ilerliyor ama adaletsizlik derinleşiyor. İnsanlık uzaya çıkıyor fakat yanı başındaki insanın derdini göremiyor. Demek ki mesele yalnızca bilmek değildir; doğru anlayabilmek ve doğru kullanabilmektir.
Tam da bu noktada merhum Prof. Dr. Haydar Baş’ın yıllarca vurguladığı “önce insan” yaklaşımı yeniden önem kazanıyor. Çünkü hikmet sahibi insan yetişmeden güçlü bir toplum kurulamaz. Kalbi ve vicdanı inşa edilmemiş bir insanın elindeki bilgi, insanlığa fayda değil zarar da verebilir. Temiz bir kalbin yön vermediği bilgi; adalet üretmez, sadece güç üretir.
Belki de bugün en çok ihtiyaç duyduğumuz şey daha fazla bilgi değil, bilgiyi hikmetle buluşturacak bir insan anlayışıdır. Çünkü hikmet; neyi bildiğinden çok, bildiğinle ne yaptığındır.
Ve unutulmamalıdır ki;
Bilgi insana güç verir, fakat hikmet o gücün nasıl kullanılacağını öğretir.
Uğur Kepekçi




