Kerbela’dan önce, Kerbela’dan sonra Muharrem! -1-

Değerli dostlarım. Daha önce kaleme aldığımız Muharrem ayı ve Kerbela ile alakalı analizimizi öneminden dolayı tekrar yayımlamayı arzu ettik. Çünkü Müslümanlar arasında sözüm ona fitneye meydan vermemek için dünyanın en korkunç soykırımı görmezden gelinmektedir.

Yazı serimiz şöyle olacak: Önce 2 gün muharrem ayına ve Kerbela’ya bakışımızı ortaya koyacağız sonraki seride de “Kerbela Hakkında Bilinmesi Gerekenler” başlığı altında 15-20 gün sürecek analizimizi tekrar yayınlayacağız.

Gerektiğinde ulaştığımız yeni bilgilerle analizimizi daha zenginleştirmeyi düşünüyoruz. Bazıları ‘geçmişte yaşanan bu olayları tekrar gündem etmenin ne anlamı var?’ gibi basit düşüncelere kapılabilir.

Ama olaya “iade-i itibar” açısından baktığımız için geçmişte bu görüşleri konuşmaktan yazmaktan çekinenlere inat; Prof. Dr. Haydar Baş Hocamızın ilminden, irfanından, yazdığı Ehl-i Beyt Külliyatından istifade ederek, cesaret alarak Hakkı hakikati haykırmayı bir görev biliyoruz.

Çünkü iş sevgiye gelince mangalda kül bırakılmıyor. “Biz Ehl-i Beyt’i seviyoruz.” Diyorlar. Ama Ehl-i Beyt’e soykırım uygulayan zalimlere lanet okumaktan bile çekinip onların mümin olduğunu iddia eden cahillere bile rastlıyoruz. “Evet bazı korkunç olaylar olmuş ama bunu konuşmak bize düşmez ahirete bırakmak lazım” gibi bir kaçış yolu bulmaktalar.

Bu kâmil bir imanın emaresi değildir. Elbette herkes yaptığının karşılığını görecektir. Ama adalet terazisini de kırmamak gerekir. Allah’ın ve Peygamberinin davasına sahip çıkmak haksızlık karşısında susmamayı da gerektirir. “Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır” düsturunu unutmamak lazımdır.

Şimdi Muharrem ayına bakışımızı ortaya koyalım:

Muharrem, Hz. İmam Hüseyin (a.s.)’ın Kerbela’da şehit edildiği günden itibaren adı, yönü, şekli değişen; kıyamete kadar da matem vasfı değişmeyecek olan bir ay şekline dönüşmüştür.

Allah’ın haram aylar diye karar kıldığı, savaşmanın ve kan dökmenin Allah tarafından yasaklandığı halde; sözüm ona Müslüman kılıklı kâfirler, münafıklar tarafından, Peygamber (s.a.a.)’in ciğerpareleri, şehitlerin efendisi olan İmam Hüseyin (a.s.)’ın ve ashabının soykırımı sebebiyle mateme dönüşmüştür.

Bu sebeple:

Muharrem, matemdir…

Muharrem, Kerbela faciası, soykırımdır…

Muharrem, İmam Hüseyin’in (a.s.) şehadetidir…

İmam Hüseyin’in kıyamı ve şehadeti sebebiyle dünya, kıyamete kadar geçerli bir terim kazanmıştır. 10 Muharrem’de Aşura günü İmam Hüseyin’in duruşudur bu terim.

Bu terim, “Hüseyni duruş” dur.

Küfür ehli, Emeviler ve çağımızdaki sapıkların varisleri her şeyin içini boşaltıp yerine kendi sapık görüşleriyle doldurdukları gibi “Hüseyni duruş” kavramının da içini boşaltıp farklı anlamlar yüklemiştir.

Bazı kimseler şu yanılgıya düşebilir. Muharrem ayının kutsiyeti ne olacak? Bu ayın fazilet ve bereketinden vaz mı geçeceğiz?

Biz Muharrem ayında geçmiş devirlerde meydana gelen mucizeleri peygamberlere verilen ikramları reddetmiyoruz. Bu ayın kutsiyetini de inkar etmiyoruz.

Belki de İmam Hüseyin’in şehadetini Allah (c.c.) bu aya ve bugüne denk getirerek onun şehadetini kutsamıştır, derecesini daha yüceltmiştir. Onlara bu zulmü yapanların da af kapısını kapatmıştır. Allahualem (Doğrusunu Allah bilir)

Ehl-i Beyt’e zulmedenler zalimlerdir. Zalimlere zerre kadar sevgi beslemek onları temize çıkartmaya çalışmak çok büyük bir vebaldir.

“Bir de sakın zulmedenlere meyletmeyin, sempati duymayın. Yoksa size ateş dokunur. Sizin Allah’tan başka dostunuz yoktur; sonra yardım da göremezsiniz.” (Hud suresi; 11/113)

Bir defa şunu unutmayalım, İsrailoğullarında Hz. Muhammed’e Ramazan orucunun farz olduğu ayeti ininceye kadar Muharrem ayında oruç tutuluyordu.

Ramazan orucu ile daha önce farz olan Muharrem orucu sadece diğer peygamberlerden kalmak üzere faziletli günler olarak kabul edilmiş ve isteyenler tarafından oruç tutulmaya devam edilmiştir.

Sadece Muharrem’de değil haram olan günler dışında tutulan oruçlardan elbette sevap alınır. Ancak bu durum Kerbela’ya kadardır.

Kerbela bir milattır.

Kerbela’ya kadar Muharrem ile Kerbela’dan sonra Muharrem asla aynı kefeye konamaz.

(Devam edecek…)

Önerilen Makale

Ebu Tâlib’in iman etmediği hakkındaki iddiaya reddiye -4-

Prof. Dr. Haydar Baş bu konudaki yanılgının sebeplerini kendi eserinde şöyle dile getiriyor. Öncelikle bizim …