Kötülük, insanın eliyle işlenmiş olabilir; fakat onun ilk tohumu insanın eliyle atılmamıştır. İnsanlık tarihindeki ilk isyan, ilk cinayetten önce yaşandı. İlk kötülüğün adı hırsızlık değildi, zulüm değildi; kibirdi.
Kur’an-ı Kerim, bize kötülüğün başlangıcını anlatırken aslında insanın iç dünyasını da anlatmaktadır. Yüce Allah, Hz. Âdem’i (a.s.) yarattığında meleklere ve İblis’e secde etmelerini emretti. Melekler ilahî emre teslim oldu; İblis ise nefsini hakikatin önüne koydu.
Kur’an onun sözünü şöyle nakleder:
“Ben ondan hayırlıyım. Beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın.” (A’râf, 7/12)
Dikkat edelim… İblis “Allah yoktur.” demedi. Emri duymadığını da söylemedi. Onu felakete sürükleyen şey, “Ben daha üstünüm.” düşüncesiydi.
İşte kötülüğün ilk kıvılcımı budur.
Aradan asırlar geçti; fakat bu cümle değişmedi. Bugün de nice kırgınlıkların, kavgaların, zulümlerin ve adaletsizliklerin temelinde aynı anlayış yatıyor: “Ben…” İnsan kendisini merkeze koyduğu anda, hakikati değil nefsini dinlemeye başlıyor.
Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.a.) bu büyük tehlikeyi şöyle haber vermektedir:
“Kalbinde zerre kadar kibir bulunan kimse cennete giremez.” (Müslim)
Demek ki kibir, sadece kötü bir huy değildir. İnsanı Rabbinden uzaklaştıran, kardeşinden koparan ve vicdanını körelten büyük bir manevî hastalıktır.
İmam Gazâlî, kibri kalbin en yıkıcı afetlerinden biri olarak değerlendirir. Çünkü kibirli insan, hatasını görmek istemez. Hatasını göremeyen ise tövbeye ihtiyaç duymaz. İşte kötülüğün en tehlikeli yanı da budur: Kendisini fazilet gibi göstermesi.
Bugün ailelerde huzuru bozan, toplumda güveni sarsan ve insan ilişkilerini zehirleyen nice davranışın arkasında görünmeyen bir kibir vardır. Özür dileyememek, karşısındakini dinlememek, makamı insanlığın önüne geçirmek, serveti üstünlük sebebi saymak… Bunların hepsi aynı hastalığın farklı yüzleridir.
Prof. Dr. Haydar Baş, insanı merkeze alan yaklaşımında, güçlü bir toplumun ancak ahlâklı fertlerle kurulabileceğini vurgulamıştır. İnsan nefsinin esiri olduğunda adalet zayıflar; adalet zayıfladığında ise toplumun temelleri sarsılmaya başlar. Gerçek büyüklük, insanı küçümsemekte değil; insana değer vermektedir.
İblis’in kibri sadece kendi sonunu hazırlamadı. Aynı kibir, insanı aldatma mücadelesinin de başlangıcı oldu. Çünkü şeytanın en etkili silahı zorlamak değil; kötülüğü süslemek, günahı masum göstermek ve nefsi haklı olduğuna inandırmaktır.
Bugün de aynı tuzak devam ediyor. İnsan, yaptığı kötülüğü meşrulaştırmaya başladığı gün, vicdanının kapısını şeytana aralamış olur.
Bir sonraki yazımızda, bu kapının insanlık tarihinde nasıl ilk cinayete dönüştüğünü; Kabil ile Habil kıssasında hasedin kardeşi kardeşe nasıl kırdırdığını birlikte tefekkür edeceğiz.
“Şeytanın en büyük zaferi, kötülüğü güzel gösterebilmesidir.” (Nazarî)
Uğur Kepekçi




