Türkiye İstatistik Kurumu Nisan ayı enflasyonunu yüzde 32,37 olarak açıkladıktan sonra Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Hüseyin Baş, bu tabloyu çok önemli bir şekilde tahlil etmiş bizler de 2 gündür Onun tespitlerinden bazı çıkarımlar yaparak meselenin çözüm adına bir fayda sağlamasını arzuladık. Bugün de bir final yazısı olsun istedik.
Türkiye ekonomisi bugün yalnızca yüksek enflasyonla değil, aynı zamanda derinleşen yapısal sorunlarla karşı karşıya bulunuyor. Gelir dağılımındaki adaletsizlik, alım gücündeki hızlı erime ve orta sınıfın giderek zayıflaması, artık ekonomik göstergelerin ötesinde toplumsal bir gerçeğe dönüşmüş durumda.
Bu tablo karşısında Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı (BTP) Hüseyin Baş, meseleyi yalnızca bir ekonomik değerlendirme olarak değil, doğrudan bir tarihsel kırılma noktası olarak ele alıyor:
“Artık Türk milleti bir karar vermek zorundadır: Ya bu çözümsüzlük girdabında sürüklenmeye devam edeceğiz ya da gerçek çözüme yöneleceğiz.”
Bu ifade, mevcut ekonomik düzenin sürdürülebilirliğine yönelik ciddi bir sorgulamayı içinde barındırıyor. Çünkü yaşanan sorunlar artık kısa vadeli dalgalanmalarla açıklanamayacak kadar derinleşmiş durumda. Enflasyon yalnızca fiyat artışı değil, aynı zamanda gelir yapısını, tüketim alışkanlıklarını ve toplumsal dengeyi doğrudan etkileyen bir yapıya dönüşmüş durumda.
Bugün toplumun geniş kesimleri temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanırken, genç nüfus geleceğe dair ciddi bir belirsizlik yaşamaktadır. Bu durum yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda sosyal bir kırılma riskini de beraberinde getirmektedir.
Uzun yıllardır uygulanan ekonomik yaklaşımın üretimden ziyade tüketimi, yerli kaynaklardan ziyade dışa bağımlılığı ve planlı kalkınma yerine anlık müdahaleleri öncelediği görülmektedir. Bu yapı, ekonomik dayanıklılığı zayıflatırken krizlere karşı kırılganlığı artırmıştır.
Hüseyin Baş bu noktada yalnızca eleştiri yapmakla kalmıyor, aynı zamanda alternatif bir yön de ortaya koyuyor:
“Çözüm vardır. Çözümün adı Millî Ekonomi Modeli’dir.”
Millî Ekonomi Modeli, ekonomiyi yalnızca piyasa dengeleri üzerinden değil; üretim, sosyal devlet ve gelir adaleti ekseninde yeniden tanımlamayı hedefleyen bir model olarak öne çıkıyor.
Bugün gelinen noktada artık temel tartışma şudur: Mevcut sistem içinde küçük düzeltmelerle yol alınabilir mi, yoksa köklü bir değişim mi zorunludur?
Çünkü bazı dönemlerde ekonomik tartışmalar teknik olmaktan çıkar, doğrudan yön belirleyen tarihsel kararlara dönüşür. Türkiye’nin içinde bulunduğu süreç tam olarak böyle bir eşiktir.
Ve bu eşikte verilecek karar, yalnızca bugünü değil, gelecek nesillerin yaşam biçimini de belirleyecektir.
Uğur Kepekçi




