Asgari ücret tartışmaları ve görmezden gelinen gerçek

Asgari ücretle ilgili toplantılar başlamış olsa da ortaya çıkan tablo, milyonların beklentisini karşılamaktan uzaktır. Süreç, adeta orta sahada top çeviren bir futbol takımı gibi ilerlemekte; paslar yapılmakta ancak kaleye giden bir hamle görülmemektedir. Oysa bu masanın etrafında oturması gerekenler, geçim derdiyle ayakta durmaya çalışan milyonlardır.

Bu nedenle Türk-İş’in asgari ücret toplantılarına katılmama kararı, bir tepki değil, bir tespittir. Türk-İş Genel Başkanı Ergün Atalay’ın açıklamaları, bu tespitin hangi gerekçelere dayandığını açıkça ortaya koymaktadır. Atalay, daha rakamın ne olduğunun bile bilinmediği bir sürecin içinde yer almanın, işçiyi temsil etmekten çok “konu mankeni” olmaya benzediğini ifade etmektedir. “Gel deniliyor geliyoruz, git deniliyor gidiyoruz. Böyle bir şey olur mu?” sözleri, masanın işleyişine dair ciddi bir sorgulamayı beraberinde getirmektedir.

Atalay’ın altını özellikle çizdiği bir başka nokta ise Türk-İş’in durduğu yerdir. Türk-İş’in kimsenin arka bahçesi olmadığını, olmaya da niyeti bulunmadığını vurgulamakta; demokrasiden yana durmaya devam edeceklerini açıkça ifade etmektedir. İşçi konuluyor olmuyor, kadın konuluyor olmuyor, anlatılıyor olmuyor… Ve sonunda bedeli yine işçi ödüyor. Patronların televizyonları, gazeteleri var; siyasetin imkânları var. Ama işçinin Allah’tan başka kimsesi yok.

Bugün gelinen noktada, emekli zor durumdadır, işsiz zor durumdadır, asgari ücretli zor durumdadır. Aylarca tartışılan bir asgari ücret sürecinin sonunda dahi, işçi kesiminin masada belirleyici bir yetkisinin olmadığı gerçeği gün gibi ortadadır. Türk-İş’in bu yıl masaya oturmama kararı, işte tam da bu gerçeği topluma anlatma çabasının bir sonucudur.

Bu tablonun ortasında, Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Sayın Hüseyin Baş’ın sosyal medya üzerinden yaptığı değerlendirme, tartışmayı yalnızca rakamlar üzerinden değil, sistem üzerinden ele almaktadır. Sayın Baş paylaşımında aynen şu ifadeleri kullanmaktadır:

“Asgari ücret 27 bin de olsa 37 bin de olsa hiçbir sorunu çözmeyecek bunu hepimiz biliyoruz. Ne işçi üzülmeli ne işveren yıpranmalı.

Bunun tek çözümü devletin sorumluluk alması ve insani bir yaşam için gerekli ücreti belirleyip işverene de yük olmadan işçinin konforunun sağlanmasıdır.

Türkiye’de sadece asgari ücret değil tüm ücretler Avrupa standartlarına çekilmeli ve hükümet bu hususta fedakarlık yapmalıdır.

Örneğin; bu kadar faiz ödeyeceğimize vatandaşa para verelim, bu kadar garanti ücretli yol, köprü yapacağımıza vatandaşa para verelim, uçak inmeyen havaalanı yapacağımıza vatandaşa para verelim.”

Bu değerlendirme, yıllardır neden aynı tartışmaların tekrarlandığını açıkça göstermektedir. Asgari ücret meselesi ne yalnızca işçinin ne de yalnızca işverenin omuzlarına yüklenebilecek bir meseledir. Bu, doğrudan devletin sorumluluk alanına giren sosyal bir meseledir.

Sonuç olarak; asgari ücret masası vardır ama yetki yoktur. Rakamlar konuşulur, toplantılar yapılır, kameralar karşısında açıklamalar gelir. Ancak gerçek hayatın ağır yükü yine mutfakta hissedilir. Orta sahada dönen topun sonucu, sofraya konan ekmekle ölçülmektedir.

Önerilen Makale

Umre nasihatleri-3-

Umreciye hizmet mi yoksa umrecinin sırtından daha çok para kazanmak mı? İkaz ve nasihat konusunda …