Hüseyin Baş’ın Viyana konuşması analizi -7-

“Bugün BRICS ülkelerinin Prof. Dr. Haydar Baş’ın ‘Milli Paralar’ teziyle başlattığı hareket bu sömürü çarkına bir başkaldırıdır. Rusya, Hindistan, Çin ve Brezilya gibi ülkelerin ticarette doları dışlayarak “Milli Paralarla Ticaret” tezine yönelmeleri, MEM’in küresel başarısıdır. Rusya’nın 2025 yılına gelindiğinde dış borç yükünü %58 oranında azaltması ve Çin ile yaptığı ticaretin %95’ini milli paralarla gerçekleştirmesi, modelimizin başarısının ampirik kanıtıdır. Doların bir ekonomik silaha dönüştüğü bu çağda, milli paralarla ticaret yapmak artık bir tercih değil, milli varlığı korumak adına bir zorunluluktur. Ülkeler birbiri arasında yapacakları ticaretlerde Amerikan dolarını değil kendi milli ve egemen paralarını kullanmalı ve böylelikle her bir kuruş ticaret için küresel bir çeteye borçlanmamalıdır.”

Küresel ekonomi, uzun yıllar boyunca tek bir merkezden yönetilen bir düzenin içine hapsedildi. Bu düzenin adı “rezerv para sistemi”, pratiği ise sömürüdür. Bugün dolar, yalnızca bir değişim aracı değil; siyasi baskının, ekonomik yaptırımın ve finansal tahakkümün silahı hâline gelmiştir. Hüseyin Baş’ın Viyana’da vurguladığı gibi, bu düzene karşı yükselen her itiraz, aynı zamanda bir egemenlik beyanıdır. İşte milli paralarla ticaret, tam da bu yüzden sömürü çarkına karşı açık bir başkaldırıdır.

Bugün BRICS ülkelerinin Prof. Dr. Haydar Baş’ın “Milli Paralar” teziyle başlattığı hareket, teorik bir tartışma olmaktan çıkmış; fiilî bir küresel yön değişikliğine dönüşmüştür. Rusya, Hindistan, Çin ve Brezilya gibi ülkelerin ticarette doları dışlayarak milli paralarla ticarete yönelmesi, Milli Ekonomi Modeli’nin (MEM) küresel ölçekteki başarısını ortaya koymaktadır. Bu yöneliş, bir bloklaşma refleksi değil; zorunlu bir kendini koruma hamlesidir.

Rakamlar, ideolojik tartışmaların ötesinde konuşmaktadır. Rusya’nın 2025 yılına gelindiğinde dış borç yükünü yüzde 58 oranında azaltması ve Çin ile yaptığı ticaretin yüzde 95’ini milli paralarla gerçekleştirmesi, bu modelin soyut bir öneri değil; somut sonuçlar üreten bir gerçeklik olduğunu göstermektedir. Doların bir ekonomik silaha dönüştüğü bu çağda, milli paralarla ticaret artık “alternatif” değil; milli varlığı korumanın şartı hâline gelmiştir.

Çünkü dolar merkezli sistemde her ticaret, görünmez bir borçlanmayı da beraberinde getirir. Ülkeler, kendi aralarındaki alışverişte bile üçüncü bir ülkenin parasına muhtaç bırakılır. Bu muhtaçlık, yalnızca ekonomik değil; siyasal bağımlılığı da derinleştirir. Bir tuşa basılarak uygulanan yaptırımlar, dondurulan rezervler ve bloke edilen ödemeler; bu sistemin ne kadar kırılgan ve ne kadar adaletsiz olduğunu defalarca ispatlamıştır.

Milli Ekonomi Modeli’nin “Milli Paralarla Ticaret” yaklaşımı, bu bağımlılık zincirini kırmayı hedefler. Ülkeler, birbirleriyle yapacakları ticarette Amerikan dolarını değil; kendi milli ve egemen paralarını kullanmalıdır. Böylelikle her bir kuruş ticaret için küresel bir çeteye borçlanılmamış olur. Bu, yalnızca bir para tercihi değil; iktisadî bağımsızlığın ilanıdır.

Prof. Dr. Haydar Baş’ın yıllar önce ortaya koyduğu bu vizyonun bugün dünya gündemine yerleşmesi tesadüf değildir. Kriz derinleştikçe, eski sistemin makyajla ayakta kalamayacağı anlaşılmıştır. Hüseyin Baş’ın işaret ettiği gibi, dünya artık borçla değil; üretimle, faizle değil; ticaretle nefes almak istemektedir. Milli paralarla ticaret, bu yeni yönelişin anahtarıdır.

Bugün mesele şudur: Ülkeler ya sömürü çarkının dişlisi olmaya devam edecek ya da kendi parasıyla, kendi emeğiyle, kendi onuruyla yol alacaktır. Milli Ekonomi Modeli’nin sunduğu seçenek nettir. Bu başkaldırı, silahla değil; akıl ve iktisatla yapılmaktadır. Ve görünen odur ki, bu başkaldırı artık geri döndürülemez bir noktaya ulaşmıştır.

(Devam edecek…)

Önerilen Makale

Hüseyin Baş’ın Viyana konuşması analizi -4-

“İşte Milli Ekonomi Modeli, kıtlık üzerinden korku üreten bu anlayışı kökünden reddeder. Ve yine kapitalist …