Kişi ne ise gördüğü de odur

Tasavvuf geleneğinde anlatılan ibretlik bir kıssa vardır. Bir zat, talebelerini İstanbul’a gönderir. Günler sonra talebeler geri döner. Zat sorar:

– “Nasıl bir yer gördünüz?”

Talebelerden biri heyecanla anlatır:

– “Efendim, camilerle dolu, ilim halkalarıyla bereketli, maneviyatı hissedilen bir şehir gördüm. Gerçekten İslambol bir yer.”

Diğeri ise yüzünü ekşitir:

– “Ben kalabalıklar, hırs, kavga, dünya telaşı gördüm. Gönlüme huzur inmedi.” Bu sebeple bence İstanbul değil İslambul”

Zat, ikisini de dikkatle dinler ve hükmünü verir:

– “Siz İstanbul’u değil, kendinizi görmüşsünüz.”

Bu kısa ama derin kıssa, çağları aşan bir hakikati fısıldar bize: İnsan dış dünyayı, kendi iç dünyasının aynası olarak okur.

Bugün aynı şehirde, aynı sokakta, hatta aynı evin içinde bile insanlar bambaşka dünyalar yaşıyor. Ekonomik bir gelişme kimine göre felaket tellallığına sebep olurken, kimine göre tedbir alma fırsatıdır. Siyasi bir açıklama kiminde umudu büyütürken, kiminde öfkeyi körüklüyor. Oysa olay aynı olaydır. Demek ki asıl belirleyici olan, haberi değil, haberi okuyan zihindir.

Toplumsal tartışmalarımızın sertleşmesinin sebebi de burada gizli. Herkes kendi iç dünyasının filtresinden geçirerek konuşuyor. Kendi korkusunu hakikat sanıyor, kendi öfkesini adalet zannediyor. Halbuki hakikat, çoğu zaman bağırarak değil; sükûnetle bakıldığında görünür.

Sosyal medyada, ekranlarda, gündelik sohbetlerde en çok neyi büyütüyorsak, aslında içimizde onu besliyoruz. Sürekli karanlığı görenin içi aydınlık olamaz. Sürekli kötülükten bahsedenin dili hayır üretemez. Eleştiriyi sorumlulukla değil, öfkeyle yapanın gördüğü manzara da kaçınılmaz olarak çarpık olur.

Bu kıssa bize şunu da öğretir: Mesele sadece görmek değildir, nasıl gördüğümüzdür. Göz aynı göz olabilir ama bakış, kalpten gelir. Kalp kirliyse görüntü bulanık olur; kalp berraksa kusur bile ibret olur.

Bugün toplum olarak birbirimizi anlamakta zorlanıyorsak, aynı meseleye bakıp farklı hakikatler üretiyorsak, önce aynaya bakmak zorundayız. Çünkü şehir aynı şehir, ülke aynı ülke, imkânlar ve imtihanlar ortak. Ayrışan şey, iç muhasebemizdir.

Belki de en çok ihtiyacımız olan şey yeni sloganlar, yeni tartışmalar, yeni kamplaşmalar değil; kalbimizi ve niyetimizi temizleyerek bakmayı yeniden öğrenmektir.

Çünkü değişmeyen hakikat şudur:

Kişi ne ise, gördüğü de odur.

Önerilen Makale

Hüseyin Baş’tan ekonomi yönetimine tepki -3-

Bir önceki yazımızda Hüseyin Baş’ın ekonomi yönetimine yönelik eleştirilerinin toplumdaki karşılığına dikkat çekmiş, özellikle “yaşanan enflasyon” ile …